Ucube futbol’dan ‘Ucuz Roman’a…

Ucube futbol’dan ‘Ucuz Roman’a

Uzaklardan…

Ülke futboluna bakarken uzaklardan, 1994 senesinde yapılmış, aynı sene Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülü kazanmış, yönetmenliğini Quentin Tarantino’nun yaptığı, Türkçe’ye “Ucuz Roman” olarak çevrilmiş, “Pulp Fiction” filminin o unutulmaz sahnesi geliyor aklıma…

Arabada beklenmedik bir cinayet işlenir. Kazara patlayan silahın ardından araba kan gölüne döner. Olaya karışan kahramanlarımız Jules ve Vincent (Samuel L. Jackson ve John Travolta) panik içindedir. Zira işler beklendiği gibi gitmemiştir, üstelik şimdi ortadan kaldırılması gereken bir ceset vardır.

Wolf (Harvey Keitel), bu tip “temizlik işleri”nin ustasıdır. Hemen aranır ve yardım istenir. Kahramanlarımızın imdadına yetişen Wolf, pazarlıklar sonrası onlara ne yapmaları gerektiğini söyler ve onun yardımıyla ortalık temizlenir; ceset ustalıkla yok edilir.

Geride o cinayete dair delil kalmamıştır. Kahramanlarımız şimdi mutludur.

***

Tıpkı o unutulmaz filmdeki gibi, ülke futbolundaki pisliği temizleme adına TFF’nin başına getirilen Yıldırım Demirören ve ekibinin, şike konusundaki kararı 30 Nisan 2012 tarihinde basın toplantısıyla açıklandı. Temizlik ekibine göre teşebbüs vardı ama şike sahaya yansımamıştı! Etik Kurulu da çalışmalarında bu yönde bir bulgu bulamamıştı. Oysa bundan bir önceki Etik Kurulu’nun raporunda farklı şeyler yazılmıştı. Bir Etik Kurulu’nun yazdığını, diğerinin teyit etmemesi aslında ülke futbolunda aranan şeyin “etik” olduğunu anlatıyordu görmesini bilenlere. Kaldı ki o etik kurulu raporunda yazılanlar, ne hikmetse sır misali saklandı.

Neticede hiçbir takımın küme düşürülmemesine karar verildi. Şaşırmadık. Velhasıl aylardır beklendiği gibi ülke futbolunun saadetine kara bir gölge gibi çöken 58. madde keyfe keder değiştirildi ve aralarında Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzonspor ve garibim(!) Galatasaray’ın da bulunduğu 16 kulüp PFDK’ya sevk edildi.

İşin garip tarafı, Mehmet Ali Aydınlar döneminde genel kurul olağanüstü toplantıya çağrılarak değiştirilmesi önerilen 58. maddenin UEFA kabul etmediği için değiştirilememiş olmasıydı. Aynı zamanda Kulüpler Birliği de bu maddenin değiştirilmesine çoğunlukla karşı çıkmıştı. Kim bilir, kuralları uygulamak yerine istifa etmeyi tercih eden eski TFF başkanının içinden “keşke”ler geçiyordu şimdi. Kendisinden sonra yaşananlara dışardan bakarken üzülüyordur. Ama atı alan Üsküdar’ı, topu alan orta sahayı çoktan geçmişti…

Bu işten en zararlı çıkacak olan o çok sevdiği, kıyamadığı Fenerbahçe’siydi aslında. Bir, bilemedin iki seneyle atlatılabilecek ceza süresi, şimdi muhtemelen katlanacaktı. Kaldı ki, bir sezon Birinci Lig’de onuruyla mücadele etmek, bir ömür boyu bu leke ile hatırlanacak olmaktan sanırım daha iyiydi. Takımlar küme düşmekle tarihlerinden, köklerinden, güçlerinden hiçbir şey kaybetmezdi.

Keşke istifa etmek yerine kuralları uygulasaydı, yapmadıkları ile değil de yaptıkları ile hatırlansaydı, eyvallahsız olsaydı…

***

Açıklamanın yapıldığı futbolumuz adına o kara günde, Demirören ve ekibi azim ve kararlılıkla görevlerine sarıldıklarını, kimsenin hiçbir şeyden tereddüt etmemesi için çalıştıklarını, kaybolmaya başlayan güven ortamını tekrar kurmak, futbolumuzun önünü yeniden açmak amacında olduklarını söylediler.

Tıpkı günümüzde borç batağında yüzen Beşiktaş’ın başına geldiklerinde, hedeflerinin siyah-beyazlı takımı Avrupa futbolunda söz sahibi yapmak amacında olduklarını söyledikleri gibi. Ortaya çıkan fotoğraf, Beşiktaş’ın bugünkü yazık durumu, sanırım Türk futbolunun yakın gelecekteki halini anlatıyordu aslında. Ülke futbolunu yönetenler, Titanic batarken çalmaya devam eden orkestrayı hatırlatıyordu; “köy yanar, kel taranır!” misali…

“Bu yangın üfleyerek sönmez!” diyenler, yangını söndürmek için tüp sektörünü iyi bilen birini getirmişlerdi başa.

Şimdi sıra Türk futbolundaydı.

***

Bilirim, yayıncı kuruluş, “Ezikler Birliği” ve diğerleri, temizlik ekibini ülke futbolunun başına getirenler, kiri bir an önce halının altına süpürmek isteyenler pek mutlu olmuştur bu karara. Eh, onca pazarlığın meyvesi alınmıştır, ülke futboluna olan güven tazelenmiştir! Nasılsa ülke futbolunda aslolan yayıncı kuruluşun saadeti ve paradır. Şimdi gülüyordur Sayın Cavcav’ın, futbolumuzun duayen başkanının yüzü! Onca dosya, onca tape, onca bekleyiş, adalete olan inanç, canlı yayınlar, sabahlara kadar süren tartışmalar, TFF başkanlarının manasız açıklamaları, köşe yazıları, UEFA’nın uyarıları bir gecede ani bir temizlik operasyonunda hasıraltı edilirken, gözler şimdi UEFA’ya çevrilmiştir.

Ama merak etmeyin, UEFA konusu da öyle ya da böyle halledilmiştir! Başbakan Erdoğan’ın şike konusunda “Margaret Thatcher holiganlar yüzünden beş yıl süreyle Avrupa’ya gitmedi de ne oldu? İngilizler kendi aralarında gayet güzel devam ettiler. Döndükleri sene de şampiyon oldular!” yorumu yüreklere su serpmiştir! Yine de tedbiri elden bırakmamak gerekir. Filmden alıntıyla, Wolf’un, temizliği bitirmiş olmanın sevinciyle birbirine el şakası yapan Jules ve Vincent’i, “Sevinçten birbirinizle oynaşmanız için henüz erken!” diye uyarması kulaklara küpe olmalıdır.

Velhasıl, Pulp Fiction’u hatırlatan bu pespaye hikâyenin sonu, Can Yücel’in en güzel dizeleri ile getirilmelidir.

Zira, “Ne kadar rezil olursak o kadar iyidir!”

Ve izlemeyenler için tavsiyem; bırakın bu sakil futbolu, dandik play-off’u, kurgulanmış maçları, sonu ta başından belli o rezilliği, yayıncı kuruluşun oyuncağı olmayı, “hiç bitmesin” edebiyatını, hukukun gücünün değil, gücün hukukunun egemen olduğu yitik düzenin figüranlarını, pazarda görsek tezgâhından meyve almayacaklarımızı filan; bulun “Pulp Fiction”ı bir yerlerden, mümkünse arkadaşlarınızla oturup izleyin.

Temizlik nasıl yapılırmış öğrenin!

Ziya Adnan
6 Mayıs 2012
UcuzRoman