Premier Lig Seyir Defteri: Kış güneşinde Craven Cottage…

Uzaklardan…

Bir maç sonu basın toplantısında anlatmıştı. Everton’da göreve başladığı günlerde bir antrenman sonrasında soyunma odasında futbolcularına sormuş: “Aranızda beni futbolculuk zamanlarımda izleyen var mı?” Everton takımının 28 kişilik kadrosunun yaş ortalaması 26, ligin en genç 6. takımı, haliyle susmuş futbolcular, cevap veren çıkmamış. Malum, hoca bizim jenerasyondan, 1959 doğumlu, futbolu 1992 senesinde bırakmış. Kadrosundaki topçulardan bazıları onun zamanlarında henüz dünyaya gelmemiş bile, 80’li seneler hiç bilmedikleri, en fazla büyüklerinden dinleyecekleri çok eski bir hikâye. Bu arada madem 80’li senelerden açıldı konu, geçtiğimiz günlerde 76 yaşında aramızdan ayrılan eski Ankara futbolunun renkli simalarından Amigo Hüsnü’yü anmadan geçmeyelim, huzur içinde yatsın Ankara sevdalısı…

Everton’un hocasına dönersek, günümüz futbolunda efsane, Şampiyonlar Ligi’ni üç kez kazanmış üç teknik direktörden biri, çalıştırdığı takımlarda dört kez Şampiyonlar Ligi finalinde takımın başında sahaya çıkmış. 1995’te ülkesinde Reggiana’da başlayan teknik direktörlük kariyerinde çalıştırdığı takımlardan bazıları, Juventus, Milan, Chelsea, Paris Saint-Germain, Real Madrid, Bayern Munich. Beş ülkede şampiyonluk yaşamış. Futbolculuk kariyeri de her futbolcunun hayalini süsleyecek türden, Roma’da forma giydiği 1982-83 sezonunda yaşadığı şampiyonluktan sonra Milan’da aynı başarıyı iki sezonda yaşamış. İtalya Milli Takımıyla 26 maçta sahaya çıkmış, iki dünya kupasında yer almış. Futbolculuk zamanlarına yetişmiş olanlar hatırlar, jenerasyonunun en iyi orta saha oyuncularından, yaratıcı, savaşçı, üretken, çok yönlü. Milan’da Arrigo Sacchi döneminde orta sahada oyun kurucu olarak görev yaparken Roma kariyerinde kanatlarda oynadı. Liderlik özelliği gelecek yıllardaki teknik direktörlük kariyerinin habercisi, velhasıl futbolculuk kariyeri her teknik adamın sahip olmak isteyeceği türden…


Carlo Ancelotti’nin Everton’u sezona iyi başladı ama sonrasında kayıplar geldi, son üç maçtan puan çıkartamadılar. An celotti’nin kariyerinde arka arkaya dört maç kaybetmediğini hatırlatalım. Takımın kilit oyuncusu Richarlison, 2018 senesinde katıldı takıma, onun olmadığı 8 lig maçında galibiyet alamadılar. Fulham ise bildiğiniz gibi, hep sevilesi ama hep acemi! Oynadıkları sekiz maçta kazandıkları iki penaltıyı gole çevirmiş olsalar düşme potasından uzaklaşmış olacaklardı ama olmadı. Bu sezon ligde ilk 15 dakikada gol bulamayan yegâne takım, üstelik o maçların ilk 15 dakikasında kalesinde en fazla gol gören takım olmaları gidişatın özeti. Kış güneşinin ısıttığı Craven Cottage Stadı’nda 4-3-3 dizilişinde Everton, ileri uçta Richarlison, Rodriguez, ortada Calvert-Lewin. Fulham’ın golcüsü Mitrovic milli maç yorgunu, yedek kulübesinde başlıyor maça. Henüz 42. saniyede öne geçiyor Everton, Fulham savunmasının çıkarken kaptırdığı topta Richarlison soldan ceza sahasına iniyor, Calvert-Lewin yakın mesafeden dokunuyor. Siyah beyazlı takımın bu savunma kurgusuyla lige tutunması zor. Israrla oyunu geriden kurmaya çalışıyorlar ama oyuncu kalitesi yetmiyor. Erken gelen gole rağmen kopmuyorlar oyundan, 15’te beraberlik golü geliyor, Cairney’nin enfes pasını gole çeviren De Cordova-Reid. Pozisyonda Everton savunmasında Mina’nın hareketsiz kalışı Ancelotti adına düşündürücü. 20’de Everton’un kilit oyuncusu Richarlison çıkıyor sahneye, orta sahadan kaptığı topta ceza sahasına inip vuruşunu yapıyor, Fulham kalesinde Areola başarılı. 29’da yeniden öne geçiyorlar, rakip savunmanın gömüldüğü pozisyonda solda Digne’nin pasında Calvert-Lewin 2. golünü buluyor. 35’te fark üçe çıkarken Everton sanki antrenman yapıyor, Rodriquez, Digne paslaşmasında Doucure’nin kafayla bitirişi mükemmel. İki hücum beki, solda Digne, sağda İwobi ile geniş alanları iyi kullanıyor Everton. Topa yüzde 56 oranında sahip oldukları devreyi iki farkla önde kapatıyorlar.

2. devrede takımlar aynı kadrolarla sahada. Fulham’ın 3. bölgede top tutacak oyuncuya sahip olmayışı ofansif etkisini azaltıyor. 58’de Cairney’nin yerine Mitrovic sahada. Misafir takım ilk bölümde uzun toplarla rakip savunma arkasına sarkmaya çalışıyor, Calvert-Lewin her hava topunda etkili. Temponun hiç düşmediği, iki takımın da ofansif oynadığı dakikalarda, 65’de Loftus-Cheek’in ceza sahasında düşürüldüğü pozisyonda penaltı kazanıyor Fulham, Cavaleiro kötü vuruşla kaçırıyor, bu sezon kaçırdıkları 3. penaltı. Akabinde farkı bire indiren gol geliyor, Lookman’ın asistinde gol Loftus-Cheek’den. Kalan dakikalarda baskıyı kuruyor Fulham ama beraberlik golünü bulamıyor. Velhasıl ilk yarıda iyi, ikinci yarıda idare ettiği maçı zor da olsa kazanıyor Everton. Maç sonu basın toplantısında Ancelotti, milli takımlardan dönen oyuncuların yorgun olduğunu, 2. yarıda oyundan düştüklerini ama kazanılan üç puanın sevindirici olduğunu dile getiriyor. Fulham’a gelince, önlerindeki üç maç Leicester City, Manchester City ve Liverpool. Bu kırılgan savunmayla işleri zor, ne diyelim futbol tanrıları yanlarında olsun…

Ziya Adnan

26 Kasım 2020

Watford FC: Kış günü huzurunu özlerken…

Uzaklardan…

“Bilemezsin ne kadar yorgunuz, bir kış günü huzurunu özledik hep, sonsuz yangınlar yiyen, dağlanmış ormanlar gibi yüreğimiz, bir maviliğe kayar, kapandı kapanacak gözlerimiz” der şair dizelerinde. Beter bir virüsün kâbusunda, kış huzurunu özlediğimiz zamanlarda Championship’te zirveye oynayan Watford FC’nin hal ve gidişine naçizane bir bakış…

2018-19 sezonunda ligi 34 puanla 19. sırada bitirip küme düştü Watford, Londra’nın 30 kilometre kuzeybatısında, Hertfordshire bölgesinin 90 bin nüfuslu kasabasının sarı siyahı, nam-ı diğer ‘Hornets’ (eşek arıları). Sezonun son maçında West Ham karşısında alacakları üç puan lige tutunmalarına yetecekti ama olmadı, son beş sezonda yer aldıkları Premier Lig’e veda ettiler. Bir önceki sezonu orta sıralarda bitiren takım Federasyon Kupasında finale yükselmişti, umutluydu sevdalıları, güzel günler yakındaydı. Ama o sezona kötü başladılar, ilk 11 maçta galibiyet yüzü görmezken, sezon ortasına kadar üç teknik direktörle çalışıyorlar ama huzuru bulamıyorlardı. Şubat ayında Liverpool’un 44 maçlık yenilmezlik serisine son verdikleri, Manchester City karşısında 8 golle dağıldıkları sezonun sonunda küme düştüler. Transfer döneminde 20 milyon sterlin bedelle takımdan ayrılan takımın dinamosu Abdoulaye Doucoure’yi arayacaklardır şüphesiz. Bu yazının yazıldığı saatlerde Championship’te Bournemouth ve Reading’in arkasından 3. sıradalar. Ligde zirve mücadelesi çetin, lider Bournemouth ve 6. sıradaki Swansea City arasındaki puan farkı dört. Watford 11 maçta 6 galibiyetle 3. sırada. 28 kişilik kadro ligin değer listesinde 99,3 milyon sterlinle üçüncü. Sağ kanatta oynayan 22 yaşındaki Senegalli İsmalla Sarr 20 milyon sterlinle kadronun en değerli oyuncusu ve devlerin radarında. Hocaları 43 yaşındaki Sırp Vladimir İvic 2018-20 arasında Maccabi Tel Aviv’de iki şampiyonluk yaşadı.

Milli maç arasından sonra, soğuk ama aydınlık bir kasım gününde Watford, Batı Londra’da QPR deplasmanında. Ev sahibi ligde istikrarı arayanlardan, evlerinde 5 maçtan 8 puan çıkardılar, onlar da geçmişe ağıt yakanlardan. İki takım ligde en son 2013-14 sezonunda karşılaştı, QPR evindeki maçı 2-1 kazanırken play-off finalinde Derby County’i devirip elitler ligine yükseliyordu. Onlar da Ada futbolunun asansör takımlarından, lig tarihinde üç kez düşüp iki kez yükseldiler. Ligde son üç maçını kazanan Watford 3-5-2 dizilişinde, ileri uçta Sarr, Pedro ikilisi. 19 yaşındaki Brezilyalı’nın ligde 4 golü var. Henüz 2. dakikada öne geçiyorlar, kornerden gelen topa son dokunan savunmanın solunda gören yapan Wilmot. Ligin dibinde Coventry City ve Wycolne Wanderers’dan sonra en cömert savunmaya sahip takım QPR, adam ve alan savunması arasında bocalıyorlar. Golden sonra beraberliği yakalamak için yükleniyorlar ama savunmada az adamla yakalandıkları anlarda Watford Sarr ve Pedro ile tehlikeli. Tüm isteğine rağmen gol yollarında etkisiz QPR, golcüleri İskoç milli Dykes yedek kulübesinde, yerinde oynayan Bonne istekli ama kalabalık savunma arasında kayboluyor. 26’da Watford atağında Gray’in altı pastan vuruşunu ayaklarıyla çeliyor QPR kalesinde Dieng, misafirin çabuk ayakları karşısında bocalıyor ev sahibi. İlk devrenin son bölümünde Ball ve Bonne ile iki net fırsattan yararlanamıyorlar. Topa yüzde 43 oranında sahip olduğu, rakip kaleyi 7 kez yokladığı devreyi önde kapatıyor Watford.

2. devreye Gray’in yerine golcüleri Deeney ile başlıyorlar, neden ilk 11’de başlamadığı muamma. QPR ilk bölümde ofansif ama top rakipteyken beşli savunmaya dönen rakibi açacak pası bulamıyorlar. Oyunu sahasında kabul edip savunma arkasına uzun toplarla çıkıyor Watford, orta sahada Capoue göze batan oyuncuları. 60’ta beraberliğe yaklaşıyor QPR, duran top organizasyonunda Masterson’un kafa vuruşunda direkler gole izin vermiyor. 72’de Sarr’ın ayağından kaçırdığı net fırsattan beş dakika sonra kalesinde golü görüyor Watford, Dykes’ın pasında soldan savunma arkasına sarkan Chair topu uzak köşeye bırakıyor. Kadro kalitesine rağmen çok koşan rakibi karşısında oyunda kontrolü sağlayamıyor misafir takım, beraberlik golünden sonra galibiyete yakın takım QPR. Kalan dakikalarda başka gol olmayınca öne geçtiği, kısa süreliğine liderliğe yükseldiği deplasmanda iki puanı bırakıp 5. sıraya düşüyor sarı siyahlılar. Gelecek maçta zirve mücadelesi veren Bristol City’e konuk olacaklar. Kadro kalitesi olarak rakiplerine fark atarlar ama bıraktıkları yere dönmeleri için öne geçtikleri maçlarda oyunun kontrolünü kazanmaları, farkı artırmaları şart. Onları anlattığımız yazıya şiirle başladık, şiirle bitirelim: “Çekilsin artık bulutlar ve kar, bir eski evde kapılar gıcırdasın, azıcık aralansın bahara, uzun yağmurlarla yıkansın her yer, akın edecek güneşler peşinde değiliz artık, bir minik kardelen doğsun yeter.”

Ziya Adnan

24 Kasım 2020

Milli maç arasında, Accrington Stanley

Uzaklardan…

It’s just like watching Barça! (Tıpkı Barça’yı izler gibi…)

1980’li yılların sonuydu. Avrupa futbolunda kasırga misali esen Liverpool’un efsane golcüsü Ian Rush’ın rakip savunmalara korku saldığı zamanlarda, İngiliz televizyonlarında çocuklarla futbolu özdeşleştiren, gülümseten bir süt reklâmı yayınlanırdı. Buzdolabının önünde, 6-7 yaşlarında afacan iki erkek çocuğu, içinde sadece süt olan dolaba bakarken, biri diğerine biraz hayal kırıklığı, biraz da alaycı bir ifadeyle, “Bu ne ya, süt mü içeceğiz?” diye sorardı. Diğer ufaklık, kendinden pek emin, şeker Liverpool aksanıyla arkadaşına yanıt verirdi: “Evet, bu süt Ian Rush’ın içeceği… Eğer her gün kocaman bir bardak süt içmezsem, büyüyünce ancak Accrington Stanley’de forma giyebilirmişim!” Bu cümle üzerine, diğer ufaklık şaşkınlıktan fal taşı gibi açılmış gözlerle sorardı arkadaşına: “Accrington Stanley – Who are they?” (Accrington Stanley – Onlar da kim?) Kocaman süt şişesini büyük bir iştahla kafasına diktikten sonra, afallamış arkadaşına yine o kalın ‘scouse’ (Liverpool aksanı) ile “Valla ben de bilmiyorum ki!” manasında şu cevabı verirdi ufaklık: “Exactly!” (Aynen!)

***

Bu reklâmın gözde olduğu günlerde, Accrington Stanley amatör kümede mücadele veren, yeni futbol nesillerinin, hele de küçük çocukların hiç tanımadığı unutulmuş, gözlerden uzak düşmüş bir takımdı. Ülkenin kuzeybatısında büyüyen çocukların futbol kahramanları genelde Liverpool, Everton, Manchester United takımlarının yıldızları olurdu. Yaşamın değişmez kuralından biriydi; çocuklar neyi görürse onunla büyürdü. O zamanlar, Ian Rush gibi olmak isterdi çocuklar; hayallerinde Accrington Stanley değil, Liverpool forması yatardı. Zira ülkenin kuzeybatısında yer alan Lancashire bölgesinde, 35 bin nüfuslu Accrington kasabasının nicedir unutulmuş takımıydı Stanley. 1891’de, ‘Stanley Villa’ adıyla kurulmuş; sonradan kurulduğu kasabanın adını almış, 6 Mart 1962’de Crewe Alexendra’ya mağlup olduğu maçtan sonra profesyonel ligden küme düşmüş; sonra kayıp bir kimlik gibi zaman içinde silinip gitmişti.

Oysa çokları bilmez ama Accrington Stanley, İngiltere futbolunun kurucusu olan 12 takımdan biriydi. Feri sönmüş bir yıldızdı futbolun beşiğinde. Ama bir kez düşmeye gör, tıpkı insanlar gibi takımlar da unutulurdu zamanla. Unutulurdu, tıpkı geçmişte kalmış sevdalar gibi… Sonra bir gün, o reklam sayesinde tanıdı o takımı yeni futbol nesilleri. O reklâm sayesinde “Accrington Stanley – Onlar da kim?” sorusu unutulmaz bir futbol klişesi haline geldi.

Milli maçlar nedeniyle verilen aradan yararlanıp Northampton Town deplasmanı vesilesiyle hatırlayalım günümüzde 24 takımlı ‘League One’da (3. Lig) mücadele veren kuzeyin takımını.

***

1962’den beri yer almadığı profesyonel liglere dönüşünü 2006 Nisan’ında yaptı Stanley. Düşüşünden 44 sene sonra. 2019-20 sezonunu 17. sırada tamamladılar, maçlarını ülke profesyonel liglerinin en küçük stadı, 5.450 kapasiteli Crown Ground Stadında oynuyor, sezonluk biletleri ortalama 200 sterlin civarında. 12 yaşından küçük taraftarlardan ücret almayan kulüp aynı zamanda kadın futbol takımına da sahip. Taraftarlarının hemen her maçta hep bir ağızdan söylediği “It’s just like watching Barça!” (Tıpkı Barça’yı izler gibi!) tezahüratı sahadaki futbolcuları bile gülümsetecek cinsten. 2004’te kurulmuş bir taraftar grubu da var takımın: ‘Stanley Ultras’. “Biz küçük bir takımın taraftarı olabiliriz ama takıma olan tutkumuz ve gururumuz eşsizdir…” diyorlar. Taraftar dediğin de böyle olmalı zaten.

2020-21 sezonunda 28 kişilik kadrosunun değeri 1,2 milyon sterlin, 8 futbolcusu İngiltere dışında dünyaya gelmiş, sadece bir futbolcusu milli takım forması giyiyor. Kadronun en değerli oyuncusu 25 yaşındaki stoperleri Cameron Burgess bir dönem Fulham’da forma giydi. Yağmurun aralıksız yağdığı bir kasım gününde ligde 14. sıradaki Stanley 17. sıradaki rakibi karşısında 3-5-2 dizilişinde başlıyor maça, ileri uçta Charles ve Bishop. Henüz 90. saniyede öne geçiyorlar, Charles’ın enfes ara pasında Northampton kalecisi Mitchell’in yanından gol vuruşunu yapıyor 8 numaraları Russell. Temponun hiç düşmediği, iki takımın da uzun toplarla gol aradığı ilk bölümde sahayı daha iyi parselleyen misafir takım. 30’dan sonra baskıyı artıyor ev sahibi ama savunmada az adamla yakalanıyorlar. O pozisyonlardan birinde, 35’te Charles’ın vuruşunu ayaklarıyla çıkartıyor Northampton kalesinde Mitchell. Devrenin bitimine yakın net gol fırsatını harcıyor misafir takım, Charles’ın yakın mesafeden kafa vuruşu isabetsiz. İki takımın da topa eşit derecede sahip olduğu, Stanley’nin net fırsatlardan yararlanamadığı devre tek farkla kapanıyor.

2. devreye baskılı başlıyor Northampton ama pozisyon üretemiyorlar, kenar ortaları kaleci Savin’i geçemiyor. Onların yüksek top inadının aksine topu yere indirerek ve çabuk iki forvetini savunma arkasına kaçırarak oynuyor Stanley. 68’de rakibi yine az adamla yakaladıkları pozisyonda Burgess’in vuruşunda direkler gole izin vermiyor.

Northampton 3. bölgeye kadar taşıdığı toplarda aceleci ve telaşlı, haliyle rakip savunma beşlisini zorlayamıyorlar. Son bölümde Charles iki net fırsatı daha harcıyor Stanley adına ama tek golle kazanıyorlar. Bu galibiyetle ligde oynadığı 8 maçta 4. galibiyetini alarak orta sıralara tırmanıyor Accrington Stanley. Mütevazı kadrosuna rağmen oynadığı futbol takdire şayan, çok takımın canını yakacaklardır bu sezon. Velhasıl günümüzün endüstriyel futbol çarkında hemen her sezon birkaç futbol kulübü ekonomik güçlükler nedeniyle kapısına kilit vurma noktasına gelirken, hatırlayın kayboluştan çok zaman sonra bir süt reklamıyla hatırlanmış Ada futbolunun köklü takımını. Ve bizim topraklarda kötü yönetimler yüzünden geleceğe korkuyla bakan çoğu Anadolu takımının potansiyel Accrington Stanley olduğu gerçeğini.

Ziya Adnan

17 Kasım 2020

Olimpiyat Stadı’nda hüzünlü bir akşam…

Uzaklardan…

2000 senesinin Kasım’ında 43 yaşında aramızdan ayrıldı Ahmet Kaya, yaşasaydı yakında 63 yaşına basacaktı. “Sakin göllerin kuğusuyduk, salınarak suyun yanağında, yarılan ekmeğin buğusuyduk, gözüm yaşarıyor, yüreğim kanıyor, olmasaydı sonumuz böyle” der kim bilir kaç kez dinlediğim o enfes şarkıda, hatırası bizimle…

Futbola gelince, Championship’te Brentford’un evinde bir puana razı olduğu maç sonrasında, Londra’nın batısını doğusunaa bağlayan A40 yolunda bir saatlik araba yolculuğundan sonra Olimpiyat Stadı’nda… Premier Lig’in akşam maçında West Ham şehirdaşı Fulham karşısında. Ölümcül bir virüsün gölgesinde ülkenin bir aylık tecride girdiği zamanlarda tribünler bir maçta daha boş, şarkıdaki gibi: “Hüzünlü bir akşam susmuşuz, durgunuz, hepsi bu.” Sezona iki yeniligiyle puansız başlayan ev sahibi, Tottenham Hotspur deplasmanında mucizeyi gerçekleştirmiş, üç fark geriden gelip puanı kapmıştı. 2019-20 sezonunu düşme potasının beş puan üzerinde 16. sırada tamamladılar. İşin doğrusu, 2016 senesinde büyük umutlarla taşındıkları mabetleri yaramadı takıma, neredeyse her sezon lige tutunma savaşında. Son beş sezonda transferlere 308 milyon sterlin harcayan takım sattığı futbolculardan 152,4 milyon sterlin gelir elde etti. Sezonun hayal kırıklığı 2019 yazında büyük umutlarla Eintracht Frankfurt’tan 45 milyon sterlin karşılığında transfer ettikleri Sebastien Haller. Evlerinde son 10 maçtır kaybetmediler, o maçlardan altı galibiyet çıkardılar. Geçen maçta West Brom karşısında sezonun ilk galibiyetini alan Fulham deplasmanların kayıp takımı, son 24 deplasmanın sadece birinden üç puan çıkardılar. Londra derbilerinde karneleri sevdalılarını üzecek cinsten, 16 derbi maçının 15’ini kaybettiler. Hocaları Scott Parker 2007-11 arasında 109 maçta West Ham formasıyla sahaya çıkmıştı, o maçlarda 9 golü var.

West Ham 3-4-3 dizilişinde, gol umutları Haller, arkasında Bowen, Fornals ikilisi. Henüz 4. dakikada Masuaku’nun vuruşuyla gole yaklaşıyorlar, Fulham kalesinde Areola başarılı. İlk 8 dakikada üç korner kullanıyor ev sahibi ama Areola’yı geçemiyorlar. Topun rakipte olduğu anlarda takım halinde kapanıyor Fulham, kontraya çıktıkları pozisyonlarda solda Lookman gol silahları. Fırtınayı atlattıktan sonra oyunda dengeyi sağlıyorlar, 15’te Reed’in enfes ortasına uzak direkte dokunamıyor Mitrovic, Fulham golden oluyor. 24’te Cairney’nin ortasında bir kez daha kaleyi bulamıyor 9 numara, beyazlı takım onun gollerini arıyor. Yüksek tempoda oynanan, iki takımın da golü düşündüğü maçta top iki kalede mekik dokuyor. West Ham’ın topa yüzde 45 oranında sahip olduğu, Fulham’ın gole daha çok yaklaştığı devre golsüz kapanıyor…

2. devrenin başında topla daha haşır neşir Fulham ama gole yaklaşan West Ham oluyor. Fulham savunmasında Reed’in gereksiz faulü sonrasında Cresswel’in serbest vuruşu az farkla dışarda. 56’da Ogbonna, Cairney’e sert hareketi sonrası sarı kart görüyor, pozisyon kırmızıya daha yakın. 71’de misafir takımın Cordova-Reid’in vuruşuyla gole yaklaştığı pozisyondan sonra West Ham’ın hocası Moyes iki değişiklik yapıyor, Bowen’in yerine Lanzini, Fornals’ın yerine Benrahma sahada. Değişiklik hareket getiriyor takıma, topa daha çok sahip olmaya başlıyorlar. Dört dakika uzatılan maçta golü bulan West Ham oluyor, Fulham savunmasının uzaklaştırmadığı topu yakın mesafeden gole çeviren Soucek. Ama uzun sürmüyor sevinçleri, Benrahma’nın Cairney’i ceza sahasında düşürdüğü pozisyonda VAR’dan penaltı kararı çıkıyor. Penaltıyı kullanan Lookman vuruş yapmak yerine Panenka hareketini deneyince topu kaleci Fabianski’ye teslim ediyor, muhtemel bugüne kadar izlediğim en kötü penaltı vuruşu. Haliyle yıkılıyor Lookman ama ne fayda! Maçtan sonra Fulham’ın hocası Parker hem öfkeli hem üzgün. Transfer döneminde RB Leipzig’den transfer edilen Lookman’ın takıma yararlı olduğunu, her futbolcunun penaltı kaçırabileceğini ancak Lookman’ın kaçan Panenka penaltısının hiçbir açıklaması olmadığını dile getiriyor. West Ham’ın efendi teknik direktörü David Moyes ise buldukları golün ofsayt olduğunu, Scott Parker’ın gole itirazında haklı olduğunu dile getiriyor. Bu sonuçla West Ham sezonun 3. galibiyetini alarak orta sıralara yükseliyor. Fulham’a gelince, onların kaderi Ahmet Kaya’dan alıntıyla, hep sonradan gelir aklım başıma hep sonradan…

Zıya Adnan

12 Kasım 2020

Championship günlükleri: Middlesbrough FC; Kasım hüznünde…

Uzaklardan…

“Daha önce bir kez öldüm, aylardan kasımdı” der Amerikalı şair Anne Sexton, muhtemel kasım hüznünü en iyi anlatan. Bitmek bilmeyen ölümcül virüsün pençesinde, kasım başında ülke olarak en iyi ihtimalle bir ay sürecek tecride gitti İngiltere, ne zaman biter bilinmez. Boş sokakların, caddelerin, kepenkleri indirilmiş dükkânların, sessizliğin, ıssızlığın Dan Boyle’ın ‘28 gün sonra’ filmini hatırlattığı, insanların evlerine kapanmak zorunda kaldığı zamanlarda, ülke futbolunun nicedir unutulmuş takımı Middlesbrough, Brentford deplasmanında. Premier Lig’e yükselme mücadelesinde kırmızı beyazlıların hal ve gidişine naçizane bir bakış.

Brentford’un yeni mabedi ‘Brentford Community Stadium’, Londra’nın batısında Kew Bridge metro istasyonunun hemen yanına inşa edilmiş, 17.500 kapasiteli, 71 milyon sterline mal olmuş küçük ama sevimli. Yazdan kalma aydınlık kasım gününde, ev sahibi bu sezon ligde zirveye oynayan, ülkenin kuzeydoğusunda, North Yorkshire bölgesinde, Tees Nehri’nin kıyısına kurulmuş 175 bin nüfuslu kasabanın takımı Middlesbrough karşısında. 20. yüzyılın iki sezon haricinde tamamını ülke futbolunun iki üst liginde geçirmiş, kırmızı beyazlılar, çoğu sezon 2. Lig’de. Ada futbolunun asansör takımlarından, Premier Lig’in kurulduğu 1992’de düştüler, 1994-95 sezonunda çıktılar, 2009’a kadar elitlerin arasında boy gösterdiler. Sonrasında dört kere düşüp üç kez döndüler. 2018-19 sezonunda 34 bin kapasiteli Riverside Stadı’nda 23.217 taraftar ortalaması yakaladılar. Bu sezon oynadıkları 10 maçta aldıkları 4 galibiyetle 17 puanda 6. sıradalar. Savunmada iyi, gol yollarında kısırlar. Kalelerinde sadece beş gol görürken (ligin en iyi savunması) sadece 9 gol bulabildiler. 22 kişilik kadronun toplam değeri 44 milyon sterlin, yaş ortalaması 25,3. Kadronun en değerli oyuncusu 23 yaşındaki stoperleri Dael Fry (4,95 milyon).

4-3-3 dizilişinde başlıyorlar maça, Brentford’a karşı oynadıkları son üç maçı kaybettiklerini hatırlatalım. Siyah formalı misafir savunmada ilk bölümde, kaptıkları toplarda son kanatta 7 numaralı Tavernier ile topu taşıyorlar rakip kaleye. Top rakipteyken takım halinde kapanıp ilerde tek forvet Akpom’u bırakıyorlar. Son iki maçında evinde üç puan bulamayan ev sahibi oyunu geriden kurmaya çalışıyor ama Mbeumo, Toney, Canos forvet üçlüsü pozisyon bulamıyor. 28’de ilk tehlikeli atağında orta sahanın dinamosu Dasilva ile rakip kaleyi yokluyorlar. 33’te Canos’un vuruşu Middlesbrough kalesinde Bettinelli’de kalıyor. Savunmada iyi, 3. bölgede etkisiz Middlesbrough, gol umutları duran toplarda. Topa yüzde 39 oranında sahip oldukları, rakip kaleyi bulamadıkları devreyi golsüz kapatıyorlar.

2. devreye daha istekli başlıyor Brentford, golcüleri Toney orta sahaya daha yakın. Yoğun maç trafiğinin yorgunluğundan olsa gerek sahanın her bölgesinde görmeye alıştığımız baskıdan uzaklar, haliyle zorlanmıyor Middlesbrough. 55’te Okpam ile maçın en net fırsatından yararlanamıyorlar, sonrasında 60’ta altı pastan dışarıya vuruyor Brentford atağında Dalsgaard, iki takım da öne geçme fırsatını kullanamıyor. 67’de bu maçta etkisiz Mbeumo’nun yerine Forrs’u oyuna alıyor Brentford’un hocası Thomas Frank. Son bölümde daha ofansif Middlesbrough, 80 ve 84’te kullandıkları iki kornerden sonuç alamıyorlar. Son dakikalarda oyundan düşüyor Brentford, savunmada yaptıkları bireysel hatalar öne çıkıyor. Beş dakika uzatılan maçta iki takım da aradığı golü bulamayınca puanlar paylaşılıyor. 90 dakika boyunca Middlesbrough’nun rakip kaleyi sadece bir kez bulduğunu, Brentford’un ise geçen sezonki gücünden çok uzak olduğunu hatırlatalım. Premier Lig’in yolunu tutan iki hücumcuları Watkins ve Benrahma’nın yerlerini doldurmak zaman alacaktır sanırım. Maç sonu basın toplantısında Middlesbrough’nun hocası Neil Warnock, takımının performansından memnun olduğunu söylüyor ve son anlarda üç puanı getiren golü bulamadıklarından dem vuruyor. Ligin en sıkı savunmasına sahip olduğu için mutlu olduğunu ama gol yollarında sıkıntı çektiklerini, iyi bir golcü transfer etmenin zor olduğunu vurguluyor.

Şairle başladık, şairle bitirelim: “Hava soğudu Kasım’ın son günleri. Kar yağacak bembeyaz olacak unutulmuşluğum” der Edip Cansever. Nicedir biraz unutulmuş kuzeyin kırmızı beyazı Middlesbrough FC, uzun zamandır uzak kaldılar futbolun en görkemli sahnesinden. Bu zorlu deplasmanda kaptıkları puan şampiyonluğa yeter mi bilemem ama gol yollarındaki kısırlıkları aşikâr…

Ziya Adnan

10 Kasım 2020

Ve Fulham kazandı…

Uzaklardan…

2006 senesinin Kasım ayında 81 yaşında aramızdan ayrıldı Bülent Ecevit, siyaset adamı, şair. “Ormanın kuytusunda vurulan geyik, hayvanlar acınla suskun, dallar yasınla eğik, boynuzlarında çizgilerinde gözlerinde, avcının söndüremediği iyilik” der dizelerinde. Ölümünün yıldönümünde, ülkenin iyi insanlara ihtiyaç duyduğu zamanlarda unutulmasın…

Futbola dönersek, Premier Lig’de altı maçın geride kaldığı zamanlarda ligin dibindeki dört takım henüz üç puan sevinci yaşamadı. Beter bir virüsün pençesinde ülkenin topyekûn kapanmaya gittiği zamanlarda ligin dibine naçizane bir bakış…

Son sırada Burnley, altı maçta sadece bir puan alabilen takım kalesinde 12 gol gördü. 2019-20 sezonunu 10. sırada tamamladılar, yeni sezona arka arkaya aldıkları üç mağlubiyetle başladılar. Teknik direktörleri Sean Dyche kadroya takviye gerektiğini, ancak parasal anlamda kısıtlı olduklarını vurguluyor söyleşilerinde. Amerikalı yatırımcı şirketi “ALK Capital” yakın geçmişte takımı satın almak için girişimlerde bulundu ama gerçekleşmedi. Onların bir basamak üzerinde bir puanlı Sheffield United, ülkenin kuzeyinde Yorkshire bölgesinde adını içinden geçen nehirden alan 564 bin nüfuslu şehrin kırmızı beyazı. Rakiplerine kök söktürdükleri 2019-20 sezonunu 9. sırada bitirdiler. Onlar da sezona iyi başlamayanlardan…

Kasvetli kasımın ilk pazartesi gününde, enfes mahallenin siyah beyazı evinde futbolun güzel adamı Slaven Bilic’in takımı West Bromwich Albion karşısında. Fulham rakibi karşısında son 9 maçta kaybetmemiş, en son mağlubiyetleri 2010 senesinin Ekim ayında. Craven Cottage, West Brom’a yaramıyor, en son kazandıkları 1967’den beri 16 kez misafir olmuşlar Fulham’a, dokuz maçı kaybederken yedi maçta puanları paylaşmışlar. İki takım Premier Lig’de en son 2013-14 sezonunda kozlarını paylaştı, iki maçta da Fulham ilk 30 dakikada öne geçmiş, West Brom son beş dakikada skoru eşitlemişti.

Fulham telaşlı, sarı kırmızılı West Brom önde basarak başlıyor maça, savunmasından uzun toplarla çıkıyor ev sahibi, 3. bölgede golcüleri Mitrovic rakip savunmanın yakın markajında. İlk tehlikeli atağını 10. dakikada geliştiriyor, soldan Lookman ceza sahasına giriyor ama gol pasını veremiyor. Önünde boş alan bulduğunda etkili 19 numara ama kalabalık savunma arasında kayboluyor golcüleri Mitrovic, haliyle takımı net pozisyon üretmekte zorlanıyor. İlk 20 dakikanın sonunda iki takımın da kaleyi bulan vuruşu bulunmuyor. İlerleyen dakikalarda orta sahada etkili olmaya başlıyor Fulham, oyun kurucuları Cairney top dağıtımında etkili. 26’da öne geçiyorlar, soldan Robinson’un enfes ortasını kafayla uzak direğe gönderiyor Mitrovic, Reid kafayla tamamlıyor. O golden dört dakika sonra sezonun en güzel gollerinden birini izliyoruz. Savunmanın sağından hücuma katılan Aina’nın ceza sahasının sol çaprazından vuruşu füze misali. Topa yüzde 46 oranında sahip olduğu, rakip kaleyi yedi kez yokladığı devreyi iki farkla önde kapatıyor Fulham.

2. devreye Lemina’nın yerine Reed’i alarak başlıyorlar. Oyunu sahasında kabul edip kaptıkları toplarda çabuk çıkıyorlar. Bilic’in takımı tüm enerjisine, mücadele gücüne rağmen 3. bölgede sınırlı, golcüleri Grant pozisyon yaratacak pasları bulamıyor. Önde olmanın verdiği özgüvenle tempoyu ayarlayan, oyunu kontrol eden ev sahibi sol kanatta Lookman ile etkili oluyor. 65’te onun enfes pasına Mitrovic dokunamayınca Fulham golden oluyor. Sezona iyi başlamadı 9 numara, takımı geçen sezonlardaki formunu, gollerini arıyor. 67’de ilk tehlikeli atağında West Brom, Grant ile yokluyor rakip kaleyi, top kaleci Areola’da kalıyor. Son bölümde farkı azaltma adına kalabalık çıkıyor hücuma Bilic’in takımı ama orta sahada çok top kaybı yapıyorlar. Velhasıl Ademola Lookman’ın parladığı maçta sezonun ilk galibiyetini alıyor Fulham, üstelik nicedir ilk kez kalesinde gol görmeden. Bu sonuçla West Brom 19. sıraya düşüyor, Bilic sıkıntılı. Maçtan sonra saha kenarında Bilic ile ayaküstü sohbet ediyorum. Mutsuz görünüyor; maç sonu röportajında maçtan puan çıkarmayı hak etmediklerini, daha iyi mücadele etmeleri gerektiğini, bu görüntüyle ligde kalmalarının zor olduğunu vurguluyor. Gelecek maçta Tottenham Hotspur’u ağırlayacaklar, sonrasında Manchester United deplasmanı. 2002-10 arasında Premier Lig’e dört kez yükselip, dört kez düştüler. Gönül ister ki lige tutunsunlar ama kadrolarının kısıtlı olduğu aşikâr…

Ziya Adnan

7 Kasım 2020

Premier Lig Seyir Defteri: Tottenham Hotspur, gol makinesi…

Uzaklardan…

Uzaklardan…

“Gol futbolun orgazmıdır” der o futbolun en enfes başucu kitabında Galeano ve devam eder: “Beyaz merminin ağları her havalandırışında ortaya konan sevinç, esrarengiz bir olgu ya da bir çılgınlık olarak algılanabilir; ancak bu mucizenin de pek az gerçekleştiğini unutmamak gerekir.” Bu sezon o mucizeyi sıklıkla gerçekleştiren iki golcüye evlerinde oynadıkları Brighton maçı vesilesiyle naçizane bir bakış…

Ada futbolunun yaşı yeten meraklıları hatırlar, Premier Lig’in hayatımıza henüz girmediği zamanlarda, 1983–84 sezonunda yalnız Ada’da değil, Avrupa arenalarında esip kükrüyordu Liverpool, futbol şehrinin kırmızılı takımı. O takımın iki efsane hücumcusu Ian Rush ve Kenny Dalglish o sezon 47 gol kaydederken Liverpool şampiyonluk kupasıyla birlikte Şampiyonlar Ligi ve Lig Kupasını da kazanıyordu. Şimdilerde Championship’te eskiye ağıt yakan Blackburn Rovers 1995 senesinin baharında şampiyonluk kupasını kaldırdığında iki forveti ön plana çıkıyordu. Alan Shearer ve Chris Sutton o sezon 49 gol kaydederken, Shearer 34 golle zamanının gol rekorunu kırıyordu. O ikiliden çok zaman sonra yeni gol ortakları nam salıyordu futbol aleminde. 2003-04 sezonunu yenilgisiz kapatmıştı Arsenal, futbol tarihine “Invincibles” olarak geçerken iki hücumcusu, Bergkamp ve Henry o sezon 34 gol kaydetmişti. 2013-14 sezonunda 1980’den beri hasret kaldığı şampiyonluğu kıl payı kaçırdı Liverpool, iki forveti Luis Suarez ve Daniel Sturridge 52 gole imza atmış ama şampiyonluk için yetmemişti. Gol ortakları demişken 1993-94 sezonunu atlamayalım, Newcastle United’in efsane ikilisi Andy Cole ve Peter Beardsley 55 golle tarihe geçtiler…

Yeni zamanların gol ikilisi Kane ve Son, bu sezon Tottenham’ın kaydettiği 16 golden 13’ünde ikilinin imzası var, Son 8, Kane 5 gol. Futbolun efendi, mütevazi kaptanı Kane gollerin yanında ayrıca asist kralı, Son’un gollerinin 8’i onun enfes paslarından geldi. Avrupa futbolunun beş büyük liginde sadece Robert Lewandowski (10), Thomas Muller (3) ikilisinin o sayıya ulaşabildiğini hatırlatalım.

Arsenal’in 14 sezondan sonra Manchester United deplasmanında rakibe pozisyon vermeyerek kazandığı maçtan sonra gol makinesi ikili evinde Brighton Howe Albion karşısında. 4-2-3-1 dizilişinde başlıyorlar maça, önde Kane, arkasında Son, Ndombele, Lamela üçlüsü. Dele Alli bir maçta daha kadroda yer almıyor, çok muhtemel Mourinho adına başlamadan bitmiş bir hikâye. Henüz 13. dakikada Kane’nin penaltısıyla öne geçiyorlar. Pozisyonun başlangıcında yine Son’un alıştığımız savunma arkasına koşusu belirleyici, arka direğe Lamela’ya kestiği top, rakip savunmanın uzaklaştıramadığı topta Kane’nin ceza sahası çizgisi üzerinde Lallana karşısında düşürülüşü. Kane’nin bu sezon ligde 6. golü. Golden sonra Mourinho takımlarının karakteri öne çıkıyor, topu rakibe bırakıp takım halinde kapanarak kontradan gol arıyorlar. Brighton’un hocası Graham Potter taktik gereği golcüsü Maupay’I kadroya almamış bu maçta, haliyle 3. bölgede etkisizler. O taktiği anlamak zor! Göze batan oyunculari 20 yaşındaki sağ kanat Tariq Lamptey, Chelsea alt yapısından yetişmiş, “A” takımda forma şansı bulamayınca bu senenin başında Brighton’un yolunu tutmuş. Onun sağdan getirdiği toplarda etkili oluyorlar ama rakip ceza sahasında çoğalamamaları önemli handikapları. Topa yüzde 52 oranında sahip olduğu devreyi tek golle önde kapatıyor Tottenham, Brighton mücadele olarak iyi ama 3. bölgede cılız…

2. yarının başında Son’un kişisel becerisi, çabukluğuyla rakip alana taşıdığı topları izliyoruz ama Tottenham’ın oyunu kendi alanında kabul edişi cesaretlendiriyor misafir takımı. 56’da Pascal’ın asistinde Lamptey’in golüyle beraberliği yakalıyorlar. VAR incelemesi sonucu bu sezon ilk kez saha kenarı monitöre giden hakem kararını değiştirtmiyor, Mourinho’nun asabi yüzü yansıyor ekranlara. 64’te ofans gücünü artırma adına Ndombele’nin yerine Lo Celso’yu alıyor oyuna. 66’da Brighton’un kullandığı kornerde Webster müsait pozisyonda kaleyi bulamıyor, öne geçme şansını kaçırıyorlar. 70’te beklenen değişiklik geliyor, Lamela’nın yerine Bale sahada. Oyuna girdikten üç dakika sonra takımına üç puanı getiren golü buluyor Bale, soldan Reguilon’un ortasına vurduğu kafa köşeden Brighton ağlarıyla buluşuyor. 74’te beraberlik golünü bulabilme adına Trossard’in yerine Welbeck’i sahaya sürüyor Brighton. 79’da sahanın en iyisi Lamptey’nin sakatlanarak oyundan çıkışı maçın kaderini belirliyor, misafir takım topa yüzde 57 oranında sahip olmasına rağmen üç puanı bırakıyor. Velhasıl, Tottenham Hotspur, çok iyi oynamadığı ama üç puanı heybeye attığı maçtan sonra 14 puanla lider Liverpool’un arkasından 2. sıraya yerleşiyor. Kane-Son ikilisi gollerine devam ettiği sürece şampiyonluk yarışında var olacaklardır. 1961 senesinden beri hasret kaldılar şampiyonluğa, kim bilir belki bu sezon o uzun bekleyiş son bulur. Onların hikâyesi şairin dizeleri misali: “Söner yangın birazdan, yatışır özlem, bir gün karşılaşırız, bir gün, bir yarım akşam…”

Ziya Adnan

5 Kasım 2020

Championship Günlükleri: Luton Town, eski, renkli, mütevazi…

Uzaklardan…

Gençlik yıllarımızın en afili, karizmatik jönü de gitti, muhtemel gelmiş geçmiş en iyi James Bond. Gençliğinde sıkı futbolcuymuş, 1950’li senelerin başında Manchester United efsanesi Matt Busby haftalık 25 sterlin sözleşmeyle kadrosuna dahil etmek istemiş ama o sinemayı tercih etmiş. Çok sonraları verdiği söyleşide “Verdiğim ender doğru kararlardan biriydi” demişliği var. 90 yaşında aramızdan ayrıldı Sean Connery, konumuz her ne kadar futbol olsa da anmadan geçmeyelim.

Futbola dönersek, biri 2019-20 sezonunu 24 takımlı Championship’i 19. sırada, küme düşen Charlton Athletic’in 3 puan üzerinde bitirdi. Diğeri play-off finalinde kaybetti tarihinde ilk kez Premier Lig’de boy gösterme fırsatını. Biri başkent Londra’nın 50 kilometre kuzeybatısında, Lea nehrinin kıyısına kurulmuş, Bedfordshire bölgesinin 215 bin nüfuslu kasabasının takımı, namı-diğer ‘Şapkacılar’. 2020-21 sezonunda 13,9 milyon sterlin değeriyle ligin en mütevazı kadrosu, sezon başlarken çoklarının düşme adayı. Diğeri Londra’nın batısında, Middlesex bölgesinde Hounslow belediyesine bağlı, adını kıyısına kurulduğu nehirden alan 30 bin nüfuslu küçük kasabanın takımı, namı-diğer ‘Arılar’. Son 5 sezonda sattıkları futbolculardan 120 milyon sterlin kazandılar, 60,4 milyon sterlinlik kadro değeriyle ligin en değerli kadroları sıralamasında 4. sırada. Reading’in Championship’te fırtına misali estiği, 9 maçta 23 puanla ligin zirvesine kurulduğu zamanlarda Brentford’un zorlu Luton Town deplasmanında oynadığı maç vesilesiyle Championship’e naçizane bir bakış…

2006-07 sezonunda, tarihinde ilk kez ülke futbolunun en üst liginde mücadele etti Reading, düştü ve 2011-12 sezonunun sonunda döndü bıraktığı yere ama kalıcı olamadı. Sonrası beklemekle, çoğu sezonlarda kümeye tutunmaya çalıştıkları zamanlar. Bu sezon başarılı gidişin mimarı 43 yaşındaki Sırp Teknik Direktör Veljko Paunovic, eskinin ofansif orta saha oyuncusu. 1994’te Partizan’da başlayan futbolculuk kariyerinde La Liga’da 8 takımın formasını giydi, 1996-2005 arasında Atletico Madrid’de 87 maçta 15 golü var. Sırbistan genç milli takımlarını çalıştırmış, 6 dil konuşuyor, hücum futbolunu seviyor. Takımı 9 maçta 16 gol kaydetti, geçen sezon Premier Lig’den düşen, ligin en değerli kadrosuna sahip Bournemouth’a 6 puan fark attılar. Brentford’un sıkıntısı öne geçtikleri maçlarda skoru koruyamamaları, evlerinde oynadıkları ve öne geçtikleri 2 maçta 5 puan bıraktılar.

3-4-2-1 dizilişinde ev sahibi Luton, gol umutları Hylton, arkasında Mpanzu ve Clark ikilisi. 3. bölgede baskıyla başlıyor misafir takım, golcüleri 17 numaralı Toney 8 golle gol krallığı sıralamasında 2. sırada. Savunmadan uzun toplarla çıkıyor Luton, ilk bölümde topa daha çok sahip olan takım Brentford. 15. dakikaya gelindiğinde 2 takımın da rakip kaleyi bulan vuruşu bulunmuyor. Brentford savunmasının ortasında Pinnock top dağıtımında etkili. 20’de öne geçiyor takımı, Luton savunmasının uzaklaştıramadığı topa ceza sahasının solundan sert vuruyor Rico Henry, Luton kalesinde Sluga çaresiz. Golden sonra rakip kaleye daha çok adamla çıkıyor Luton ama geride az adamla yakalandığı 29. dakikada kalesinde golü görüyor. Mbeumo’nun sağdan enfes pasına yakın mesafeden kaçırmıyor Toney ve Brentford 2 farkı yakalıyor. Tüm enerjisi ve iştahlı oyununa rağmen pozisyon üretemiyor Luton, gol umutları duran toplarda. Topa yüzde 42 oranında sahip oldukları, rakip kaleyi bulamadıkları devreyi geride kapatıyorlar.

2. devreye ofansif başlıyorlar ama kadro değeri daha yüksek Brentford tempoyu kontrol eden, sahayı daha iyi parselleyen takım. 58’de Luton’un ilk etkili atağında Mpanzu’nun vuruşu savunmaya çarpıp kornere çıkıyor. Topu yere indirdiklerinde daha etkililer ama golcüleri Hylton hücumda çok yalnız. 70’te savunmada az adamla yakalanıyorlar ama bu kez pozisyonu gole çeviremiyor Toney. Akabinde gelişen Brentford atağında net pozisyonda kafayı kaleci Sluga’ya nişanlıyor Marcondes, Brenford golden oluyor. Son bölümde farkı azaltmak için yükleniyorlar ama golü bulan Brentford oluyor. 76’da Jensen’in savunma arkasına enfes pasını gole çeviren Forss. 3 dakika uzatılan maçta başka gol olmayınca sahadan üç golle gelen üç puanla ayrılıyor misafir takım. Luton 13. sıraya düşerken Brentford play-off potasına göz kırpıyor.

Championship’ten dem vurduk madem ligin son sırasındaki bahtsız takımı da hatırlamadan geçmeyelim. Premier Lig’in kurucu kulüplerinden Sheffield Wednesday, 2000’de düştüler elitlerin liginden. Sonrası maddi sıkıntılarla geçen zamanlar. Sezona mali tablosundaki açık yüzünden eksi 12 puanla başladılar, 9. maç geride kalırken hâlâ eksi bakiyedeler. 2018-19 sezonunda evlerinde oynadıkları maçlarda 24.429 taraftar ortalaması yakaladılar. Lig sonunda lige tutunmaları şampiyonluk kadar mutluluk verir sevdalılarına.

Ziya Adnan

2 Kasım 2020

Leicester City’de Ünder etkisi

Uzaklardan…

Geçenlerde BBC’de Arsene Wenger ile yapılan enfes söyleşi yayınlandı, meraklısına. 22 seneden sonra ayrılmak zorunda kaldığı Arsenal için söyledikleri içime dokundu, şöyle diyordu profesör: “Çocuklarını büyütmüş, sonra onlardan ayrılmış, artık hiç görüşmeyen ama onları hala çok seven bir baba gibiyim.” Siz bu satırları okurken 71 yaşına basmış olacak bir daha hiç çekilmeyecek bir filmin en afili jönü. Nice senelere…

Yeri gelmişken Wenger’in en önemli hatalarından birini de atlamadan geçmeyelim, malum 22 senelik macerasının muhtemel en kötü hatırası. 2013 Eylül’ünde 50 milyon Euro karşılığında takıma katmıştı Özil’i, 25 yaşındaki oyun kurucu futbolun en verimli çağındaydı. Arsenal öncesinde Real Madrid’de yıldızı parlamış, Avrupa’nın beş büyük liginin en yaratıcı oyuncusu olarak ilk sırayı almıştı. İlk sezonunda verileri kayda değer. 40 maçta 7 gol, 13 asist. 2. sezonu eh işte! 5 gol, 9 asist. Yeteneğine sözümüz olmaz, sezgisel futbol zekâsı mükemmele yakın. Daha önce de bu köşede yazmıştım, çok iyi bir takımı rüya takıma dönüştürebilirdi ama iyi bir takımı çok iyi yapacak, kaptan olacak özelliklere sahip değildi. Yakın geçmişte Vieira gibi arslan yürekli bir kaptanı, eskide Adams gibi bir asla pes etmeyen bir savaşçıyı, Bergkamp gibi adına şarkılar yazılmış bir efsaneyi görmüş takımdan bahsediyoruz sonuçta. Özil, ligin kaya misali topçularının yanında cılız kalıyor, savunma yönünü geliştiremiyor, oyunu iki yönlü oynayamıyor, büyük maçlarda sahada kayboluşu gözden kaçmıyordu. Üstüne özel hayatındaki gereksiz ayrıntılar, seçim zamanlarında ülke siyasetinde malzeme olması da eklenince ortaya çıkan fotoğraf futbolu arka plana atmış, başarıya doymuş, en güzel günlerini geride bırakmış birini hatırlatıyordu. Ne hazin! Velhasıl birlikte çalıştığı üç teknik direktör de istediği verimi alamadı 11 numaradan. Geçenlerde Arteta’nın futbolcuyu neden kadroya almadığını soranlara içtenlikle verdiği cevabı da hatırlatalım yeri gelmişken: “Mesut Özil ile başarısız olduğumu hissediyorum.” Velhasıl takımın en pahalı oyuncusu olarak sözleşmesinin bitimine kadar kalacak gibi. Oysa bir insanın, hele de kariyeri boyunca servet yapmış bir futbolcunun bu yaşamda ne kadar paraya ihtiyacı olabilir ki, hele de o güzel oyunun parçası olmak hünerlerini sergilemek, başka bir formayla yeniden sevilmek, futbol hayatının sonbaharında yeniden yeşermek varken. “Her şeyi zaman varken yapmak gerek. Geciktirilmiş sözler, askıya alınmış hayaller, ertelenmiş itiraflar, gerçekleştirilmeyen buluşmalar; bir gün hepsi size pişmanlık olarak geri dönmeden önce, henüz vakit varken,” der Murathan Mungan, muhtemel Özil’in Arsenal hüsranının en iyi anlatan…

***

Ekim ayının son Pazar’ında Özil’siz Arsenal gece maçında ligin dişli takımı Leicester City karşısında. İki takım da maça çıkarken dokuz puanda, Arsenal 2019’un Aralık ayından beri evinde kaybetmedi. Evinde Leicester City karşısında 27 maçtır yenilmiyorlar, maviler Arsenal deplasmanında en son 1973 senesinde kazanmışlar. Mavilerin gol makinesi Jamie Vardy yedek kulübesinde, Premier Lig tarihinde Arsenal’e karşı oynadıkları maçlarda 10 golü var. Ev sahibi 4-3-3 dizilişinde, gol umutları Lacazette, yanında Aubameyang, Pepe. Yeni transfer Partey savunmanın önünde, 27 yaşındaki defansif orta saha geçen sezon Atletico Madrid’de 35 maça çıktı. Leicester City başlıyor maça, henüz ilk dakikada Arsenal kornerden golü buluyor ama Xhaka ofsayt pozisyonunda. İlk bölümde topla daha çok oynayan takım misafir ama Vardy’nin yokluğunda savunma arkası koşuları kısıtlı. 11’de Belerin vurmakta geç kalınca golden oluyor Arsenal. Oyunu rakip sahaya yıktıklarında iki hücum beki Bellerin ve Tierney 3. bölgede genişlik kazandırıyor takıma. 25’te Tierney’nin soldan ortasında Aubameyang’ın kafa vuruşu isabetsiz. Takım halinde kapanan rakip savunmayı açma adına Bellerin ve Saka’nın savunma arkasına koşularıyla pozisyon üretmeye çalışıyorlar. Topa yüzde 54 oranında sahip oldukları, rakip kaleyi 11 denemede üç kez buldukları devre golsüz kapanıyor.

2. devrenin başında sakatlanan Luiz’in yerine bu sezon ilk kez Mustafi sahada. İyi kapanan, geniş alan bırakmayan rakip karşısında pozisyon üretmekte zorlanıyorlar. 60’ta Leicester City’de Praet’in yerine Vardy sahada. Lacazette’in yerine Aubameyang’ı ortaya çekip Pepe’yi oyuna almak yerine 67’de Saka’yı çıkartıyor Arteta. Akabinde Aubameyang’ın enfes ortasına sert vuruyor Bellerin, kalede Schmeichel çeliyor. Vardy’nin oyuna girişiyle ataklarını artıyor misafir takım, daha çok adamla hücuma çıkıyorlar. 75’te Barnes’ın yerine Cengiz Ünder sahada. 80’de gelişen kontrada golü buluyorlar, Arsenal savunmasının derinliğini kaybettiği pozisyonda sağdan Ünder kesiyor, Vardy kafayla bitiriyor. Velhasıl takım halinde çok iyi kapanan, rakibe pozisyon vermeyen Leicester City, Ünder’in enfes pasıyla üç puanı kaparken Arsenal 2020’de evinde ilk yenilgisini alıyor…

Ziya Adnan

28 Ekim 2020

Craven Cottage ayrılık mevsiminde…

Uzaklardan…

“Barınakta telle çevrili bir bölüm. Buraya evlerden atılmış küçük boy cins köpekleri koymuşlar. Kim getirip koymuşsa, yine bir evden atılmış bir tek eski koltuk var köşede. Köpeklerden birisi çıkıp ona oturuyor. Öbür üç-beşi koltuğun çevresinde, gramofon köpeği pozisyonunda sıralanıp oturuyor, bekliyorlar. Evlerden atılmış köpeklerin aslında istedikleri koltuğun üzerinde oturmak değil. Onlar oraya oturunca kaybettikleri, özledikleri ortama ulaşacaklarını sanıyorlar. Ama olmuyor. Sanıyorlar ki oraya oturunca bir eski dost insan, tıpkı o eski evde olduğu gibi gelecek ve koltuğu paylaşacaklar, o mutlu günler geri gelecek, bu öldürücü bekleyiş sona erecek, özlem bitecek… Kimse gelmiyor. Birisi iniyor, öbürü çıkıp oturuyor. Umutla beklemek sırası ona geliyor.” (Bekir Coşkun – Bekleyiş, Hürriyet, 20 Kasım 2005)

Çok zaman önce Bekir Coşkun yazmıştı bu satırları, geçenlerde 75 yaşında aramızdan ayrılan güzel insan. Ölümü de yazıları gibi içime dokundu, her ne kadar konumuz futbol olsa da anmadan geçemedim. Hatırası bizimle…

Futbola dönersek, dünyayı esir almış beter bir virüsün pençesinde, sinemalar açık ama Premier Lig’de tribünler yine boş, oysa ne kadar özlemiştir enfes Craven Cottage Stadı’nın müdavimleri mabetlerini. Fulham ligdeki 6. maçında şehirdaşı Crystal Palace karşısında. İlk dört maçtan puan çıkartamadılar, Sheffield deplasmanında Mitrovic’in ayağından kaçırdıkları penaltıya rağmen puanı kapıp, siftah yaptılar. Mitrovic’in kullandığı son 10 penaltıdan dördünü kaçırdığını hatırlatalım. Takıma yeni katılan üçlünün katkısı önemli, Chelsea’nin kadrosunda yer bulamayan 24 yaşındaki orta saha Ruben Loftus-Cheek, aksayan savunmanın ortasına Lyon’dan monte ettikleri Joachim Andersen, yanında Manchester City’den gelen Tosin Adarabioyo. Fulham’ın derbi karnesi zayıf, son 11 derbide puan bulamadılar. Crystal Palace sezona iyi başladı ama son altı deplasmanın beşini kaybettiler, üstelik o maçlarda gol sevinci yaşamadan. İki teknik direktörün arasındaki yaş farkı 33, Euro 2012’de Roy Hodgson İngiltere Milli Takımı’nın başındayken, Scott Parker öğrencisiydi, kaderin cilvesi bu maçta rakipler…

Fulham 4-2-3-1 dizilişinde başlıyor maça, gol umutları Mitrovic, arkasında Loftus-Cheek, Lookman. İlk bölümde oyunu rakip sahaya yıkıyorlar, Palace topu rakibe bırakıp kalabalık savunmada. Henüz 8. dakikada öne geçiyor misafir takım, Riedewald’in soluyla vurduğu topu izlemekle yetiniyor Fulham savunması. Palace hücumda Zaha’yı bırakıp rakibi sahasında kabul ediyor. Beraberlik için yükleniyor Fulham ama oyun kurucuları Cairney rakip kaleden çok uzak. 17’de gelişen Fulham hücumunda Lookman yakın mesafeden çerçeveyi bulamıyor. 26’da bu kez kaleyi buluyor ama direkler gole izin vermiyor; takımda gole en yakın oyuncu 19 numara. Palace rakip alana çabuk çıktığı anlarda tehlikeli, geniş alanları iyi kapatıp kaptıkları toplarda çabuk çıkıyor. Fulham savunmasının solunda Robinson çabukluğuyla göze batan oyuncu. Fulham, topa yüzde 72 oranında sahip olduğu ama rakip kaleyi sadece bir kez bulabildiği devreyi geride kapatıyor.

  1. devreye yine ofansif başlıyor Fulham, Palace takım halinde sahasında. Kontrollü oynayıp, rakip savunmanın arkasına Zaha ile kolay sarkıyorlar. Parker’ın takımı tüm isteğine ve mücadelesine rağmen 3. bölgede etkisiz. 58’de duran top organizasyonunda Mitrovic’in kafa vuruşu isabetsiz. 61’de farkı ikiye çıkartıyor Palace, rakip savunmanın derinliğini kaybettiği pozisyonda Batshuayi enfes bırakıyor, Zaha’ya dokunmak kalıyor. 67’de Fulham’da Anguissa’nın yerine Kamara sahada. Tüm çabasına rağmen bal yapmayan arı misali siyah beyazlılar, Hodgson’un takımı tempoyu dilediği şekilde ayarlarken rakibin savunma zaaflarından yararlanıyor. 82’de VAR hakeminin uyarısı sonrası kırmızı kartla oyun dışı kalıyor Kamara, Fulham havlu atıyor. Altı dakika uzatılan maçta Cairney’nin ayağından bir gol buluyorlar ama zaman yetmiyor ve Palace sezonun 3. galibiyetini alıyor. Fulham’a gelince topa yüzde 67 oranında sahip olmasına rağmen bir maçta daha kaybediyor enfes mahallenin siyah beyazı, onlar adına ayrılık çanları erken çalıyor. Hocaları Parker maç sonu basın toplantısında geldikleri ligle Premier Lig arasında kalite farkı olduğunu, topla daha çok oynamalarına rağmen 3. bölgede pozisyon üretemediklerini, daha yaratıcı olmaları gerektiğini dile getiriyor.

Madem o güzel insanla başladık yazıya, onun dizeleriyle bitirelim: “Küçük köpek kaç gündür arkadaşını arıyor kumsalda… Arada bir koşuyor kendi kendine… Koşunca arkadaşı gelecek sanır… Nereden bilsin… Bu mevsim ayrılık zamanıdır…”

Ziya Adnan

27 Ekim 2020