Fulham yeniden…

Uzaklardan…

“Elinde değildir akşam serinliğinde üşürsün. Eylül’den itibaren geceler hazindir, uzundur” der dizelerinde Atilla ilhan. Sadece 46 gün aradan sonra, beter bir virüsün pençesinde eylülde başladı Premier Lig, bir Londra cumartesisinde Craven Cottage Stadı’nın boş tribünleri önünde, biraz hüzünlü, biraz yalnız. O görkemli ligin tarihinde 29. sezonu ama geçmiş sezonlardan farklı, malum pandeminin gölgesinde futbol, ne zaman biter kâbus kim bilir!

Ligin yeni takımı Fulham, enfes mahallenin siyah beyazı, Londra’nın en eski profesyonel kulübü. Köklü tarihlerinde 27 sezon ülke futbolunun en üst liginde boy gösterdiler. 2018’in Mayıs’ında play-off finalinde Aston Villa’yı devirip Premier Lig’e yükseldiklerinde sevinmişti sevdalıları. O yaz transfer döneminde 100 milyon Sterlinin üzerinde harcama yapan takım sezonun sonunda küme düşerken yanlış transferlerin bedelini ödüyordu. Ama uzun sürmedi ayrılık, 2019-20 sezonunun sonunda play-off finalinde komşu Brentford’u yenerek yeniden döndüler elitlerin ligine, 127 milyon Sterlinlik kadro değeriyle ligin en mütevazı üçüncü takımı. 27 kişilik kadronun 20’si İngiltere dışında dünyaya gelmiş, yaş ortalaması 27. Kadronun en değerli oyuncusu 25 yaşındaki golcüleri Aleksandar Mitrovic, geçen sezonu 26 golle tamamladı gol canavarı, takımının gollerinden yüzde 49,1’i ona ait. 2019-20 sezonunda Championship’te Brentford’un hücumcusu Said Benrahma’dan sonra en fazla gol denemesi de (151) onun. 2018’in Şubat’ında Fulham formasıyla ilk maçına çıktı, takımda 49 golü var, o sürede dört profesyonel ligde sadece üç golcü, Pierre-Emerick Aubameyang (54), Mo Salah (54) ve Jamie Vardy (50) daha fazla gol kaydetti…

Takımın diğer gol umudu kanatta Anthony Knockaert, 28 yaşındaki Fransız 2019 senesinin yazında kiralık olarak Brighton Howe Albion’dan katıldı takıma. Geçen sezonu 3 gol 4 asistle tamamladı. Takıma yeni katılanlar arasında Wigan Athletic’ten 2 milyon sterlin karşılığında transfer edilen sol bek Antonee Robinson, geçen sezon Galatasaray’da forma giyen orta saha oyuncusu Mario Lemina, Southampton’a 6 milyon Sterlin ödeyerek kadrolarına kattıkları Harrison Reed, PSG’den kiralanan kaleci Alphonse Areola bulunuyor.

İki takım en son 2018-19 sezonunda karşılaştılar, Arsenal iki maçı da kazanırken o maçlarda 9 gol buldu. Rakibi karşısında son 13 maçın sadece birini kaybetti Arteta’nın takımı. Aubameyang gibi müthiş golcüye rağmen geçen sezonu 56 golle kapattılar, 1995-96 sezonundan beri en kısır sezonları. Madem ondan dem vurduk, Gabonlu golcüye selam çakmadan geçmeyelim. Arsenal’de çıktığı 85 lig maçında 54 golü var, haliyle Arteta’nın önceliği 14 numaralı kaptanını takımda tutabilmek…

4-2-3-1 dizilişinde başlıyor ev sahibi, yedek kulübesindeki Mitrovic’in yerine Kamara gol umutları, arkasında Kebano, Onomah, Cavaleiro. İlk 11’de sahaya çıkan takımın beşi iki sezon önce küme düşen takımın asları. Arsenal’de 72 milyon Sterlin karşılığında takıma katılan Pepe yedek başlarken, geçen sezonu Beşiktaş’ta kiralık geçiren Elneny orta sahada. Mesut Özil sezonun açılış maçında da kadroda yok, Arteta’nın düşüncesi aşikâr. Hücum üçlüsü Aubameyang, Lacazette, Willian…

Henüz 2. dakikada Arsenal savunmasında kaleci Leno ve yeni stoper Gabriel’in hatasıyla pozisyona giren Kamara gol vuruşunu yapamıyor. 8’de Odoi yokluyor Arsenal kalesini, vuruşu Leno’dan dönüyor. Akabinde Arsenal golü buluyor, ceza sahasında Willian’ın vuruşunda kaleci Rodak’dan dönen topu Lacazette tamamlıyor. Arsenal’in iki hücum beki Bellerin ve Maitland-Niles hücuma çıktıkları anlarda rakibe boş alan bırakıyorlar ama pozisyon üretmekte zorlanıyor ev sahibi. 27’de Willian’ın serbest vuruşunda direkler gole izin vermiyor. 38’de savunma arkasına sarkan Aubameyang’ın vuruşunu köşeden çıkartıyor Rodak. Fulham iyi oynadığı, topa yüzde 48 oranında sahip olduğu ama golcüsünün yokluğunda rakip kaleyi bulmakta zorlandığı devreyi geride kapatıyor. Meraklısına hatırlatma, Fulham ilk yarısını geride kapadığı son 51 Premier Lig maçının sadece birini kazanmış, Ocak 2019’da Brighton’ı 4-2 yenmiş, kalan 50 maçın 45’ini kaybedip 5’inde berabere kalmış…

2. devreye istekli, ofansif başlıyor misafir takım, önce Aubameyang, sonra Lacazette kaleyi yokluyor. 49’da iki farkı yakalıyorlar. Willan’ın sağdan kullandığı kornerden gelen topu kafayla gole çeviren Gabriel, Fulham savunması adam markajında hatalı, bu savunmayla lige tutunmaları zor. 57’de fark üçe çıkıyor, Willian’ın uzun pasını ceza sahasının köşesinden uzak köşeye nişanlıyor Aubameyang, Fulham savunması çaresiz. 63’te iki değişiklik yapıyor Fulham, Kebano’nun yerine Anguissa, Kamara’nın yerine Mitrovic sahada. 72’de Lacazette’in yakın mesafeden vuruşunu mükemmel çıkarıyor Fulham kalesinde Rodak, maçta kadro kalitesi arasındaki fark bariz. 78’de Mitrovic’in ceza sahasına kestiği topa Fulham’ın ileri üçlüsü dokunamayınca ev sahibi golden oluyor. Velhasıl rahat kazanıyor rakip kaleyi 13 kez yoklayan misafir takım, Fulham kötü başlıyor. Transfer dönemi 5 Ekim’de sona erecek. Kaliteli oyuncu takviyesi şart. Naçizane görüşüm, Fulham’ın kadrosu Premier Lig’e yetmez…

Ziya Adnan

15 Eylül 2020

Futbolun demirbaşları…

Uzaklardan…

Geçen yazıda, yine bu köşede futbol gezginlerini yazmıştım, hemen her transfer sezonunda takımdan takıma zıplayan seyyah topçuları… Bu yazıda gezmeyenleri, hatta gezmek bir yana, kariyerleri boyunca tek takımın formasını giymiş ‘sadık’ aile bireylerini, demirbaşları yazalım. Her transfer sezonunda kapılarını çalan onca talipliye rağmen evden ayrılmayanları, nesilleri hızla tükenmekte olanları…

Bilir misiniz 22 Ocak 1914’te dünyaya gelen Sam Bartram 1934’ten 1956’ya kadar Charlton Athletic’in kalesini korumuş, üstelik kaleyi kimselere devretmeden. Kariyerindeki tek takım da bu zaten. Kendi hikâyesini yazdığı kitabında (Sam Bartram: The Story of a Goalkeeping Legend-Bir kalecilik efsanesinin hikayesi) bir anısını şöyle anlatıyor efsane kaleci: 1940’lı seneler..

Chelsea ile deplasmanda Stamford Bridge’de oynuyoruz ve sis giderek yoğunlaşıyor. Karşı kaledeki Vic Woodley’den bana doğru gelen yoğun sis tabakası, maçı ve futbolcuları görmemi giderek zorlaştırıyor. Bir ara hakem maçı durduruyor ve görüş mesafesi makul seviyeye geldiğinde yeniden başlatıyor. Daha baskılı oynadığımız için koruduğum kaleye gelen top sayısı sınırlı. Ancak sis yeniden yoğunlaşıyor ve bir süre sonra kaleme top gelmez oluyor. Aradan hayli zaman geçiyor, ben önümde uzanan kalın sis perdesine pür dikkat bakarken, sislerin içinden üniformalı bir polis beliriyor ve bana, hakem maçı 15 dakika önce tatil etti, haberin yok mu?” diye soruyor. Tatil edilen maçta bile kalesini terk etmeyecek kadar sadık bir kaleci anlayacağınız…

1987 Temmuz’unda, 67 yaşında aramızdan ayrılan Sam Bartram 623 maçta takımının kalesini korumuş. Günümüzde Charlton Athletic’in The Valley Stadı’ndaki bar ve restoran bölümü onun adını taşıyor…

Konu kalecilerden açılmışken, 22 Ekim 1929’da Moskova’da dünyaya gelmiş ‘Kara Örümcek’ lakaplı kaleciyi anmadan olmaz. Tüm futbol kariyerini tek takımda, Dinamo Moskova’da geçirmiş. Henüz 12 yaşında askeri bir fabrikada çalışıp, aynı zamanda fabrika takımının kalesini koruyormuş. İlerleyen zamanlarda Dinamo Moskova’nın genç takımının kalesini devralmış. Kariyerinin en büyük şokunu, 1950’de ‘A’ takımla çıktığı ilk maçında, rakip takım kalecisinin kendi ceza sahasından vurduğu top kalesinde gol olunca yaşamış. Bir kaleci için en büyük hüsran. O sezon sadece iki maçta kaleyi koruyan, o hatalı gol yüzünden yedek kulübesine mahkûm kalan 1,90’lık kaleci 1953’te yeniden geçmiş kaleye. 1954’te Sovyetler Birliği Milli Takımı’na seçilirken, 1958, 1962 ve 1966 Dünya Kupalarında yıldızlaşmış. Yazılanlara göre maç esnasında önünde oynayan defans oyuncularına o kadar çok bağırırmış ki, karısı bile bu durumdan pek rahatsız olurmuş! Günümüzde kalecilerin sıklıkla başvurduğu topu yumruklama tekniğini ilk kullanan kaleci olduğu bilinir. Ceza sahası dışına çıkarak topa müdahale eden ilk kaleci olması nedeniyle de İtalyan futbolcu Sandro Mazzola’nın, “Bu adam benden daha iyi topa vuruyor!” cümlesi tarihe geçmiştir. Kariyeri boyunca 150’ye yakın penaltı kurtarmış. (Günümüzde hiçbir kaleci onun kadar penaltı kurtarmayı başaramamıştır.) 1963’te kazandığı ‘European Footballer of the Year’ ödülü ile de o ödülü kazanan tek kaleci olmuştur. 1990’da geçirdiği ağır rahatsızlık nedeniyle bir bacağı kesilen, aynı senenin ekim ayında 61 yaşında aramızdan ayrılan Lev Yashin, International Federation of Football History & Statistics (IFFHS) tarafından 20’nci Yüzyıl’ın en iyi kalecisi seçilmiştir. Müthiş kaleciliğinin sırrını soranlara verdiği, cevap kayda değer: “Sinirlerimi yatıştırmak için sigara, kaslarımı güçlendirmek için votka!”

***

14 Ekim 1968’de Guernsey’de dünyaya gelmiş, 1985’de Southampton’da başladığı futbol kariyerinde sadece kırmızı beyazlı formayı giyen ofansif orta saha oyuncusu. 2000 yılının Nisan’ında, Premier Lig’de 100’üncü golünü kaydederken, lig tarihinin en golcü orta saha oyuncularının arasındaymış. Kariyerinde 8 kez İngiltere Milli Takımı formasıyla sahaya çıkan futbolcuyu şöyle anlatmış Barça efsanesi Xavi: “Çocukluk yıllarımda onu örnek alırdım. Topu aldığı anda karşısında oynayan altı, yedi oyuncuyu sanki yürüyerek geçerdi, alışık olmadığımız bir yetenek…” Kariyerinde penaltı kralı olarak bilinirmiş Le Tissier. Kullandığı 48 penaltıdan 47’sini gole çevirmiş. Mart 1993’te oynanan maçta, kaçırdığı tek penaltıyı kurtaran Nottingham Forest kalecisi Mark Crossley kariyerinin en mutlu anı olduğunu dile getiriyor. Günümüzde ‘Sky Sports’ kanalında yorumcu olarak görev yapıyor ‘Le God’ (Tanrı) lakaplı futbolcu…

Doğu Londra’nın işçi mahallesi olarak bilinen Romford semtinde, 10 Ekim 1966’da dünyaya gelmiş. Çocukluk yıllarında okul takımlarında top koşturduktan sonra, 1980’de, henüz 14 yaşında Arsenal’ın alt yapısına kabul edilmiş, 17 yaşında ‘A’ takımla ilk maçına çıkmış efsane stoper, nam-ı diğer ‘Bay Arsenal’. Ocak 1988’de, henüz 21 yaşında takımın kaptanlığına getirilmiş ve o sezondan sonra 14 sezon kaptanlık yapmış. 1983-2002 arasında 500’ün üzerinde maça çıkan Tony Adams Arsenal’de 4 şampiyonluk yaşamış. 1990’da alkollü olarak karıştığı bir trafik kazası sonucu dört ay hapis yatmış. O yıllarda yayımlanan biyografisi ‘Addicted’ (Bağımlı) Ada’da en fazla satan futbol kitapları içinde yerini almıştır…

26 Haziran 1968 doğumlu İtalyan savunmacı 1985’te başlayan futbol kariyerinde sadece A.C. Milan forması giydi, futbolu 2009’da 41 yaşında bıraktı. Kariyerinde yedi ‘Serie A’ şampiyonluğu yaşayan, beş kez de Şampiyonlar Ligini kazanan ‘Il Capitano’ lakaplı Paolo Maldini’yi şöyle anlatmış Arsenal’in eski forveti Paul Merson: “Kariyerimde karşımda oynamış en iyi savunmacıydı. 1995’de Süper Kupa’da Milan’la karşılaşmıştık. Maç boyunca beni marke ederken, topa bir ya da iki kez dokunma fırsatı bulmuştum. Karşılaştığım defans oyuncuları onun gibi olsaydı sanırım futboldan para kazanamazdım!”

Futbolun demirbaşlarını yâd ettiğimiz bu yazıya 1967-1984 arası West Ham United’in formasını giymiş efsane kaptanıyla son verelim. Kariyerinde 600’e yakın maça çıkmış Doğu Londra takımının unutulmazı. Çekiçler’in şimdilerde tarih olmuş Upton Park Stadı’ndaki tribünlerden birinin adının 2009 senesinde ‘The Sir Trevor Brooking Stand’ olarak değiştirilmiş olması boşuna değil elbet…

Ziya Adnan

8 Eylül 2020

Ada futbolunun seyyah topçuları…

Uzaklardan…

“Football’s Journeymen” diyorlar onlara, bilirsiniz işte hemen her transfer sezonunda o takımdan bu takıma zıplayan topçular, “futbol gezginleri”… Bir transfer sezonu daha geçerken ömürden, hatırlayalım Ada futbolunun çok gezmişlerini…

1966 Nisan’ında İngiltere’nin güneyinde Bournemouth’ta dünyaya gelmiş Steve Claridge,1983’te amatör Fareham Town’da başlayan kariyerinde 19 takımın formasını giymiş. Muhtemel Ada futbolunun gezme rekoru ona ait. Amatör ligler dâhil tüm liglerinde top koşturmuş seyyah golcü, 1000’in üzerinde maça çıkmış. 1988’de saflarına katıldığı Crystal Palace’ın formasını giymeden Aldershot’ta almış soluğu. Sonrasında Luton Town, Cambridge United, Birmingham City ve diğerleri…1994’ün Ocak ayında, 350 bin Sterlin karşılığında transfer olduğu Birmingham City’de bir sezonda 20 gol atarak Trevor Francis’den sonra takıma gelen en golcü forvet olmuş. Formasını en uzun giydiği takım Portsmouth, 1998-2001 seneleri arasında 104 maça çıkmış. 24 senelik kariyerinde 300’ün üzerinde gol atmış.Yalnız gezgin değil, aynı zamanda bir gol canavarı. 1996 play-off finalinde, Leicester City’i Premier Lig’e çıkaran gol, o goller içinde belki en önemlisi.

***

26 Eylül 1969 Stockport doğumlu Paul Warhurst. 1987’de başladığı kariyerinde 16 takımın formasını giymiş, üstelik 1995’te Blackburn Rovers’ta Premier Lig şampiyonluğu yaşayarak. Hikâyesi hayli ilginç, ilk zamanlarında savunma ve orta sahada görev yaparken, ilerleyen yıllarda gol umudu olmuş formasını giydiği takımların. En uzun kaldığı Bolton Wanderers; 91 maç, ama takımda golü bulunmuyor. 1991-93 arasında Sheffield Wednesday’de top koşturduğu zamanlarda İngiltere Milli Takımına çağrılmış ama sakat olduğuiçin milli olma fırsatını kaçırmış…

19 Mayıs 1978 doğumlu Marcus Bent profesyonel futbol kariyerine 1995’te Brentford’da başlamış. Üç sezon sonra 1998’de Crystal Palace’a transfer olmuş. 1999’da parasal sıkıntı yaşayan kulübün satış listesine konulmuş ve ocak ayında 300 bin Sterlin transfer bedeliyle Port Vale’e satılmış. İlerleyen yıllarda Sheffield United, Blackburn Rovers, Ipswich Town, Leicester City, Everton ve Charlton Athletic dâhil olmak üzere 14 takımda forma giyen forvetin transferlerinin toplamında 10 milyon Sterlin harcanmış olması kayda değer. Son olarak Endonezya’nın Mitra Kukar takımında görev yapan Bent, kariyerinde 100’ün üzerinde gol kaydetti.

Bizim ‘Kurşunlu’ Süper Lig’in de yabancısı olmayan 14 Mart 1979 doğumlu Fransız Nicolas Anelka kariyerine henüz 16 yaşında Paris Saint-Germain’de başlamış. 1997’de, henüz 17 yaşında 500 bin Sterlin transfer ücreti ile geldiği Arsenal’den 1999’da ayrılırken Real Madrid’in golcü için ödediği rakam 22,3 milyon Sterlin. 2000’de başlayan Paris St.Germain serüveni, 15 sene sonra Hindistan’ın Mumbai City takımında son buldu. O süre içinde formasını giydiği takımlardan bazıları, Liverpool, Manchester City, Fenerbahçe, Bolton Wanderers, Chelsea, Shanghai Shenhua. Tüm transferlerinin toplamı 80 milyon Sterlin’in üzerinde olan Fransız golcü kariyerinde 13 takımın formasını giydi.

22 Ocak 1971 doğumlu Stan Collymore yakın geçmişe kadar “Talksport” adlı radyo programında “Call Collymore” programının sunuculuğunu yaptı. 1990 senesinde ilk kez profesyonel futbol oynadığı Crystal Palace’tan sonra 10 sene içinde 10 kulüp değiştiren forvet futbolu 30 yaşında Real Oviedo’da bıraktı. Nottingham Forest, Liverpool, Aston Villa, Fulham forma giydiği takımlardan bazıları…

Bu gezginler içinde Şampiyonlar Ligi’ni kazanan bile var. Nisan 1966 doğumlu Teddy Sheringham, amatör liglerde, Leytonstone & Ilford takımında futbola başlamış, 1982’de, henüz 16 yaşında Milwall’a transfer olmuş. Futbolu 42 yaşında bırakan, 26 senelik kariyerinde Nottingham Forest, Tottenham, Manchester United dahil olmak üzere 9 takımın formasını giyen golcü, 147 golle Premier Lig tarihinin “en bitirim 10 golcüsü” içinde yer alır. Manchester United’da üç lig şampiyonluğu yaşayan, 1992-93 sezonunda Premier Lig’de “Altın Ayakkabı” ödülünü kazanan Sheringham 51 maçta İngiltere Milli Takımının formasını giydi.

Gezginler içinde hikâyesi en ilginç olanı bir kaleci. Hani,“her kaleci ya doğuştan delidir ya da kalecilik yapa yapa delirmiştir!” tezini doğrular cinsten. 30 senelik futbol kariyerinde amatör takımlar da dâhil olmak üzere 29 takımın kalesini korumuş John Burridge.1993-97 arasında 14 takımın kalesinde görev yapan kaleciyi, yediği her gol sonrası “You will be gone in the morning!” (Yarın sabah takımdan kovulmuş olacaksın!) tezahüratları ile karşılarmış rakip takım taraftarları. 1995’te 43 yaşında Premier Lig’in en yaşlı futbolcusu unvanını yakalamış. Futbol kariyerini, 1997’de amatör takım Blyth Spartans’da noktaladığında 46 yaşına basmak üzereymiş…

***

Futbol gezginlerinin yanında, çocukluk yıllarında formasını giydiği takımda yıllar sonra jübilesini yapanlar, ya da onca seneden sonra bir avuç dolar için uzak diyarlara transfer olanlar da var elbet. 20 Haziran 1978 doğumlu, günümüzde Chelsea’nin teknik direktörlüğünü yapan Frank Lampard profesyonel kariyerine 1995’te bir zamanlar babası Frank Lampard’ın da formasını giydiği West Ham United’da başladı. 2001 senesinde 11 milyon Sterlin karşılığında Doğu Londra’dan Batı Londra’ya transfer olurken, henüz ilk sezonunda 8 gol atıyor, ofansif orta saha rolünde parlıyordu. İlk maçından sonra, takımıyla 164 maç arka arkaya sahaya çıkan Lampard, 2014’e kadar uzanan Chelsea kariyerinde üç Premier Lig şampiyonluğu yaşadı. 2011-12 sezonunda Şampiyonlar Ligi’ni kazanırken o maçta kaptan olarak sahaya çıkıyor, aynı sezon Federasyon Kupasını da kazanıyordu. 2013 Mayıs’ında, Chelsea kariyerinde 211. golünü kaydederken, Londra takımının bir zamanlar formasını giymiş Bobby Tambling’in gol rekorunu kırıyordu. Tevekkeli değil, Chelsea taraftarlarının gözünde Drogba ile birlikte kulübün efsanesi. Hocalık karnesini zaman gösterir ama top koşturduğu zamanlardaki enerjisi ve muhteşem golleri unutulmasın…

Ziya Adnan

31 Ağustos 2020

RB Leipzig; bir yükseliş hikâyesi…

Uzaklardan…

2009 senesinde kuruldular. İlk sezonlarında amatör kümelerin sessizliğinde evlerinde 2.160 taraftar ortalaması yakalarken, o sayı sekiz sene sonra, 2017-18 sezonunda 39.397’ye yükseliyordu. Teknik direktörleri 33 yaşında bir futbol sevdalısı, bu sezon kadrolarındaki hiçbir futbolcuya 20 milyon avro’dan fazla ödemediler. 2019-20 sezonunu Bundesliga’da 3. sırada bitirdiler. Berlin Duvarı yıkılmamış olsaydı bir Doğu Alman takımı olarak tarihe geçeceklerdi. Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynayan, ülkede Hoffeinheim ile birlikte pek sevilmeyen takımın müthiş yükselişine naçizane bir bakış…

Mayıs 2009… Premier Lig’de Manchester United arka arkaya 3. şampiyonluğunu kazanıyor, 1990 senesinden beri şampiyonluğa hasret kalan Liverpool ise ligi 2. sırada bitiriyordu. Onların kaçan şampiyonluğa hayıflandıkları zamanlarda, Almanya’nın 1,1 milyon nüfusuyla 8. büyük şehri Leipzig’in takımı SSV Markranstadt enerji içeceği üreticisi ‘Red Bull’ tarafından satın alınıyordu. Aslında şirketin futbola ilgisi çok zaman önce başlamış, sahiplerinden Dietrich Mateschitz, yakın arkadaşı, ülke futbolunun efsanesi Franz Beckenbauer’ın tavsiyesiyle futbola yatırım yapmaya karar vermişti. Önce Hamburg, Münih, Duesseldorf’ta 50 milyon avro’luk bütçeyle satın alacak kulüp aradılar, sonra o dönemde 4. Ligde mücadele eden FC Sachsen Leipzig’de karar kıldılar. Ancak kulübün adını ‘FC Red Bull Sachsen Leipzig’ olarak değiştirme niyetleri Almanya Futbol Federasyonu’nun ve taraftarların tepkisini çekti. Neticede onların futbol kültürü bizim diyarlardan farklı, tarihe ve köklere bağlılık o kültürün parçası. Velhasıl yükselen tepkiler karşısında geri adım atan şirket bu kez TSV 1860 Munich ve Fortuna Düsseldorf’u satın almaya niyetleniyor ama isim değişikliği önerisi kulüp taraftarlarınca aynı tepkiyi görüyordu. Eski Türk filmlerinin repliğiyle bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma asla!

Onlar da çareyi daha alt liglerde, eski adıyla Doğu Almanya’nın Leipzig şehrinde buldular. Şehir 1994’ten beri Bundeslaiga’da temsil edilmemiş, 1998’den beri profesyonel liglere kulüp göndermemişti. Şehrin 13 kilometre batısında yer alan 5. Lig takımı SSV Markranstädt’ı 350 bin avro karşılığında satın aldıklarında takvim yaprakları Mayıs 2009’u gösteriyordu. Red Bull şirketinin yedi kurucu ortağı yeni kulübün yönetim kurulunda yer alırken, öncesinde futbolcu menajerliği yapan Andreas Sadlo’yu başkan olarak seçmişlerdi. İlk sezonlarında amatör liglerin sessizliğinde 5 bin kapasiteli ‘Stadion am Bad in Markranstädt’ takıma ev sahipliği yaparken ligi 4. sırada bitirip terfi şansını kaybediyorlardı. Amatör liglerde geçen üç sezondan sonra 2013 Haziran’ında 3. Lige yükseliyorlar, yeni mabetleri Red Bull Arena’da 30 bin taraftarın şahitliğinde müthiş hikâyelerinde yeni sayfa açıyorlardı. Bir sezon sonra, 2015 Mayıs’ında 42.713 taraftar önünde 2. Lig’e yükseldiler. 2016-17 sezonunun sonunda en uzun yenilmezlik serisiyle Bundesliga’ya yükseldiklerinde kuruluşlarının üzerinden 8 sene geçmiş, o sürede amatör liglerden ülke futbolunun en üst ligine, elitlerin arasına yükselmişlerdi. O dönem formasını giyen topçular arasında 5 milyon avro bedelle Beşiktaş’tan transfer ettikleri Nukan Atınç’ın da bulunduğunu hatırlatalım…

Çokları tarafından ‘sponsor takımı’ oldukları için sevilmedikleri malumunuz, ancak bizim diyarlarda transfer dönemlerinde har vurup harman savuran ‘Yolunda A.Ş.’ler yüzünden birçok kulübün batma noktasına geldiğini düşününce insan ister istemez keşke benim kulübüm de böylesine bir yükseliş hikâyesi yazsa diye düşünmeden edemiyor. Güzel olmaz mıydı, Ankaragücü’nün ya da Gençlerbirliği’nin Şampiyonlar Ligi’nde böyle müthiş bir hikâye yazması! Velhasıl bizim denetimden ırak yitik futbol düzeninden uzakta RB Leipzig’in yükseliş hikâyesi takdire şayan. Sevmeniz bile naçizane görüşüm hürmette kusur etmeyin, malum iyi yönetilen takdiri hak eder…

Ziya Adnan

25 Ağustos 2020

West Bromwich Albion: İki kat arasında…

Uzaklardan…

1862 senesinde kurulmuş Notts County, dünya futbolunun en eski takımı. Köklü tarihlerinde 29 sezonda düşmenin elemini ya da yükselmenin hazzını yaşamışlar. Şimdilerde amatör liglerde çile çekiyorlar. 2019-20 sezonunun sonunda play-off finalini Harrogate Town karşısında kaybederken profesyonel liglere yükselme şansını kaybettiler. Her ne kadar ezeli rakipleri, şehirdaşları Nottingham Forest olsa da yakın kasabanın takımı West Bromwich Albion da rakipleri arasında. Geleni karşılamak âdettendir diyerek onları da hatırlayalım…

Ülkenin büyük sanayi şehri Birmingham’ın 10 kilometre kuzeybatısında, West Midlands bölgesinin 136,940 nüfuslu sakin kasabası West Brom, geçmişte adını kömür madenleri ve tuğla üretimiyle duyurmuş. Kasabanın mavi beyazı West Bromwich Albion Ada futbolunun öz asansör takımlarından. 2002-10 arasında Premier Lig’e dört kez yükselip, günümüzdeki adıyla Championship’e dört kez düştüler. Onlar için sezonlar ya kümede kalma, lige tutunma savaşı ya da şampiyonluk heyecanı. 1999’dan sonra ilk kez 2011 senesinde sevdalılarına o iki heyecanı yaşatmadan farklı bir sezon geçirmişler. 2002’de yükseldikleri Premier Lig’den 2003’te düştüler, 2004’te yeniden döndüler. 2005’te ligin ilk devresinde son sıraya demir atmış, küme düşmesine kesin gözüyle bakılırken 2. yarıda topladıkları puanlarla bir mucizeyi gerçekleştirip kümede kaldılar. Ama uzun sürmedi başarı hikâyesi, 2006’da düştüler. 2007’de yükselme şansını play-off finalinde kaybettiler. 2010’da yükseldikleri Premier Lig’de 2017–18 sezonunun sonuna kadar boy gösterdiler. 2019 play-off finalinde Aston Villa karşısında kaybettiler, bir sezon sonra 2020’de ligi şampiyon Leeds United’ın arkasından 2. sırada bitirerek yeniden döndüler elitlerin arasına. 21 kişilik kadronun 9 oyuncusu İngiltere dışında dünyaya gelmiş, toplam değeri 55 milyon Sterlin. Ezeli puan cetvelinde Crystal Palace’ın arkasından 20. sıradalar. Ülke futbolunun en üst liginden ayrı kaldıkları en uzun süre 1949-73 arasında, tam 24 sene beklemişler dönecekleri günü…

West Browich Albion’dan dem vurup hocaları, futbolun en güzel abisi Slaven Bilic’den dem vurmadan olmaz, ona da selam çakalım. Her daim mütevazı, her daim açık sözlü, her daim dost canlısı. West Ham’daki son sezonunda farklı yenildikleri bir maçtan sonra yaptığı basın toplantısını hatırlıyorum. Aynı saatlerde uzaklarda oynanan İstanbul derbisinin sonucunu sormuştu merakla ve kırık Türkçesiyle. Beşiktaş onu unuttu mu bilemem ama gördüğüm, o siyah beyazlı takımı hiç unutmadı. Naçizane görüşüm, gidişinden sonra Türk futbolu en güzel abisinden yoksun kaldı. Hüsranla biten Türkiye macerası sonrası 2015-17 arasında West Ham United’ı çalıştırdı. 2018-19’da Suudi Arabistan sıcağında Al-Ittihad takımının başında çıktığı 17 maçta sadece dört galibiyet alınca, sözleşmesinin beşinci ayında kovuldu. 2019 Haziran’ında West Brom’un teknik direktörlüğüne getirildi. İlk sezonunda takımı elitlerin arasına taşıdı. Sezon boyunca tek maç dışında sahada yer alan 11’de akademilerinden yetişmiş gençlere forma şansı verdiğini, takımın en değerli oyuncusunun defansif orta saha Jake Livermore olduğunu hatırlatalım. Mabetleri 26,688 kapasiteli“Hawthorns”, 1900’den beri takıma ev sahipliği yapıyor. Geçen sezon evlerinde oynadıkları maçlarda 18,824 taraftar ortalaması yakaladılar

Konu hocalardan açılmışken, Ada futbolunda bir takımın başında en uzun kalmış demirbaşı da anmadan geçmeyelim. İlk kez 1902 senesinde West Brom’un başında sahaya çıkan Fred Everiss 46 sene takımda kalmış. Takımın efsanesi Bryan Robson 1979-81 arasında takımın ligi ilk dört içinde bitirmesini sağlamış ve 200 maçta takımla sahaya çıkmıştı. 1981’de Manchester United’a transfer olurken, kasabanın takımında birlikte parladığı hocası Ron Atkinson’la Kırmızı Şeytanlar’da ışıltılı kariyerine devam etti.

Velhasıl iki sene aradan sonra futbolun en görkemli ligine döndü West Brom, o küçük kasabanın eski takımı. “Kendi boşluğuna asılı, birer asansörüz aslında, ve ben elimde, taze bir karanfil, sıkışıp kaldım, iki katın arasında,” der dizelerinde Sunay Akın. Gelecek sezon asansörün iniş düğmesine basarlar mı bilinmez ama sevilen hocalarıyla lige renk katacakları kesin. Temennimiz bu kez kalıcı olsunlar…

Ziya Adnan

18 Ağustos 2020

Lanetli takımın dönüşü…

Uzaklardan…

Sene 1974…

İngiltere Milli Takımı 1974 Dünya Kupası’nın dışında kalmış, başarısızlığın faturası hocaları Alf Ramsey’e kesilmiştir. Onun yerine getirilen Don Revie o zamanın başarılı hocalarından, 1961-74 arasında Leeds United’ı çalıştırmış, takımla üç şampiyonluk yaşamış. Revie milli takımın başına getirilirken, Leeds United yakın şehrin takımı Derby County efsanesini yaratan Brian Clough ile anlaşır. Ancak Clough’in yardımcısı, uzun seneler birlikte çalıştığı Peter Taylor bu anlaşmaya karşı çıkar, ayrılmaz denilen ikilinin yolları o gün ayrılır…

Ancak Clough’un Leeds United macerası umduğu gibi gitmez, kendinden önceki hocanın sertliğe dayalı çirkin futbolundan, takımın kibrinden, futbol felsefesinden nefret eden Clough bu nefreti her fırsatta dile getirir, haliyle o nefret futbolcularla arasındaki bağların kopmasına neden olacaktır. O döneme tanıklık etmiş olan takımın eski futbolcusu Peter Lorimer geçmişte verdiği söyleşide, Clough’un kulüpte çalışmaya başladığı ilk gün ofisinde Revie’den kalan tüm eşyaların atılmasını istediğini, onun masasına oturmayı reddettiğini anlatır.

Clough’un Leeds United’daki 44 günlük macerası 2007 senesinde yayınlanan David Peace’in enfes futbol kitabı “The Damnet Utd”da anlatılır ve kısa sürede 500 binin üzerinde satan kitap futbol edebiyatının başyapıtları arasında yerini alır. Kitabın Kıvanç Koçak’ın çevirisiyle Sel Yayınları’ndan çıktığını, 2009’da Tom Hooper tarafından sinemaya aktarıldığını hatırlatalım. Hikâyenin aktörlerinden Don Revie milli takımdan sonra ülkesinde başka hiçbir takımda çalışma fırsatı bulamayacak, kariyerine Suudi Arabistan’da devam edecektir. 1989’un Mayıs’ında 61 yaşında aramızdan ayrılan futbol sevdalısının heykeli şimdilerde Leeds United’in Ellland Road Stadı’nın girişinde, eski güzel günlerin anısına…

Clough ve Taylor’a gelince, ikili Nottingham Forest’te yeniden bir araya gelecek, Derby’de yaşattıkları başarıyı tekrarlayacaklardır. Sonraları dargınlıklar girer araya, dostluğun yerini husumet alır. Taylor 1982 senesinin Mayıs’ında emekliye ayrılır. 1990’nın Ekim’inde, tatil için gittiği Majorca adasında, 62 yaşında aramızdan ayrıldığında ölüm haberini telefonda alan Clough’ın hıçkıra hıçkıra ağladığı, içki şişelerine sarıldığı anlatılır. 2004’te yayımlanan, Peter Taylor’a ithaf ettiği biyografisinde ona şu satırlarla seslenmiş: “Ayrıldığımız gün seni bu yaşamda güldürecek çok fazla şey kalmayacaktır demiştin. Haklıydın…” O enfes futbol filmi şu anekdotla son bulur: “Brian Clough, İngiltere Milli Takımının hiç sahip olmadığı en iyi teknik direktör”.

Lanetli takım ise köklü tarihinin büyük bölümünü ülke futbolunun en üst liginde geçirdi, ezeli puan cetvelinde 13. sıradalar. 1964-82 seneleri arasında 18 senelik 1. Lig macerasından sonra düştüler, sonra döndüler. Ülke futbolunun en üst liginde üç sezonda şampiyonluk yaşadılar, 1975’te günümüzdeki adıyla Şampiyonlar Ligi’nde final oynadılar. 2003-04 sezonunun sonunda, 14 sene aradan sonra eski acıyı yaşattılar taraftarlarına. Umutla bekledi sevdalıları yeniden dönecekleri günü ama olmadı. 2004 senesinde parasal sıkıntılarla boğuştukları zamanlarda antrenman sahasını ve statlarını satmak zorunda kaldılar. 2006-07 sezonunun sonunda bütçesindeki açık nedeniyle 15 puanı silindi, o dönem kayyuma devredilmesi gündeme geldi, o sezon tarihinde ilk kez 3. Lig’e düştü. Üç sezon futbolun görünmez köşelerinde mücadele ettikten sonra, 2009-10 sezonunu ikinci sırada bitirerek tekrar Championship’e döndüler. 2017’de İtalyan iş insanı Andrea Radrizzani kulübü satın aldı, takım 2018-19 sezonunun sonunda Premier Lig’e dönme fırsatını play-off maçlarında kaybetti. 2000’den beri 25 teknik direktörle çalıştılar, mutluluğu “Çılgın” lakaplı Arjantinli’de buldular. Sezon içinde, puansız döndükleri Fulham deplasmanı sonrası basın toplantısında tercümanın sözünü keserek tercüme hatasını düzeltişini hatırlıyorum. İngilizcesi iyi olmayabilir, ama zekâsı, gözlem yeteneği ve detaya verdiği önem takdire şayan…

2019-20 sezonunun sonunda Championship’i şampiyon olarak bitirerek elitlerin arasına döndü Yorkshire bölgesinin 475 bin nüfuslu şehrinin beyazlı takımı. Ülkenin ilk 15 stadı içinde yer alan 37.890 kapasiteli Elland Road Stadı’nda 27.643 taraftar ortalaması yakaladılar…

“Sen geldin ya, yine bahar koktu buralar, her yanım bahar oldu” der dizelerinde Sezai Atay. Gelişiyle şehrine, sevdalılarına baharı getiren takım onca seneden sonra gelecek sezon Premier Lig’de boy gösterecek. Naçizane görüşüm sadece Bielsa için bile onları izlemeye değer…

Ziya Adnan

11 Ağustos 2020

Jockey, bir Liverpool efsanesi…

Uzaklardan…

Takvim yaprakları 13 Haziran 1955’i gösterirken İskoçya’nın bozkırında yer alan Sauchie kasabasında dünyaya gelmiş. 2010’un Temmuz’unda, “The Observer” gazetesine verdiği söyleşisinde, madenci kasabasında çocukların top oynamaktan başka yapacak işleri olmadığını, topu olan çocukların şanslı sayıldığını anlatıyor. Lornshill akademisine devam ettiği çocukluk yıllarında sıkı bir Glasgow Rangers taraftarıymış ama futboldan daha çok voleybola meraklıymış. 15 yaşında okul takımında voleybol oynarken geçirdiği bir kaza sonucu sevdiği iki spordan da bir süre uzak durmak zorunda kalmış. O dönem de golf oyununa merak saldığı, hatta bu o zamanlardaki hayalinin profesyonel golfçu olmak olduğu biliniyor. Ancak babası ve ağabeyi onun gibi düşünmüyormuş ve onların iteklemesiyle henüz 17 yaşında İskoçya’nın köklü kulüplerinden Hibernian’nın seçmelerine katılmış.

Bu vesileyle onları da hatırlamadan geçmeyelim. 1875 senesinin Ağustos’unda, Edinburgh’un kuzeyinde yer alan Cowgate kasabasının İrlandalıları tarafından kurulmuş. Adının kökeni olan “Hibernia”, Latincede İrlanda anlamına gelir. Tarihinde dört lig şampiyonluğu yaşamış (en son şampiyonluğu 1952 senesinde). Maçlarını 20.421 kapasiteli Easter Road Stadında oynayan siyah beyazlı takım 2019-20 sezonunda 12 takımlı İskoçya Premier ligini 7. sırada tamamladı…

Futbolcuya dönersek; o yıllarda Hibernian’ın teknik direktörlüğünü yapan Eddie Turnbull savunmanın ortasında yer verdiği 1.88’lik futbolcuya birkaç antrenmandan sonra profesyonel sözleşme önermiş ama kafasında golfçü olma hayali yatan genç futbolcu sözleşmeyi kabul etmemiş. Ağabeyinin de forma giydiği ilk profesyonel kulübü Partick Thistle’da 1973-77 seneleri arasında 86 maçta sahaya çıkmış. O dönemde genç stoperi defalarca izleyen Liverpool teknik direktörü Bob Paisley 1977-78 sezonunun başında kulübüne 110 bin Sterlin ödeyerek futbolcuyu kadrosuna katmış…

İzlemiş olanlar bilir, çok süratli olmamasına rağmen oyunu son derece iyi okur, soğukkanlı, zarif stili ile o dönemin sert, kaba saba “top geçer adam geçmez” savunmacılarından farklı bir portre çizerdi. Top ayağına yakışırdı, oyunu geriden kurar, önünde oynayan arkadaşlarına yol gösterirdi. “Jockey” lakabıyla nam salmıştı yeşil sahalarda, (halk dilinde “Jock”, İskoç anlamına gelir). Takımla ilk maçına 24 Eylül 1977’de Anfield Stadında, bir lig maçında çıkmış ve Liverpool o maçı tek golle kazanmış. İlk sezonunda 18 maçta oynamış ve o sezon Liverpool şampiyon Nottingham Forest’in ardından ligi 2. sırada tamamlamış. 1977–91 arasındaki Liverpool kariyerinde 434 maçta oynamış, sekiz kez İngiltere 1. Ligi şampiyonluğu yaşamış, iki kez Federasyon Kupasını, üç kez de Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasını (günümüzdeki adıyla Şampiyonlar Ligini) kazanmış.

***

Yeri gelmişken, o yılların Liverpool’unu da hatırlamadan geçmeyelim. 1970 ve 80’li yıllarda yalnız Ada’da değil Avrupa arenalarında da esip kükremişti Kırmızılı takım, asla yalnız yürümedikleri zamanlara yetişmiş olanlar o takımı izlemekten keyif alırdı. Kalede Grobbelaar, savunmada Phil Neal, Phil Thompson, Alan Kennedy ve takımın diğer stoperi Mark Lawrenson, orta sahada “Kanguru” Craig Johnston, Sammy Lee, Terry McDermott, Graeme Souness, hücumda Kenny Dalglish ve Ian Rush. Ancak kötü zamanlar da yaşadılar, 15 Nisan 1989 Hillsborough faciası o günlerden biriydi, muhtemel en kötüsü. O gün takımda yerini almıştı stoper, sonraları kaleme aldığı biyografisinde o günü hayatının en karanlık günü olarak anlatıyordu. Katıldığı bir televizyon programında o günü soranlara, “O gün ruhumuzda açılmış yaralar sonsuza kadar kapanmayacak” cevabıyla acısını anlatmıştı…

Futbolu 1991 senesinin mart ayında bıraktı. Takım arkadaşı Kenny Dalglish teknik direktörlük görevinden istifa etmiş yerine geçici Ronnie Moran gelmişti. Takım taraftarları takımın başına onun getirilmesini istiyor, ancak o teknik direktörlüğü düşünmediğini, Liverpool sevdalısı olmasına rağmen kulübün yönetiminde yer almak istemediğini dile getiriyordu. Ona göre teknik direktörlük adamı hızlı yaşlandırırdı. “Saçlarımın ağırlaşmasını istemiyorum diyormuş” soranlara…

Önceleri Sky televizyonunda, sonraları BBC’nin radyo programlarında yorumcu olarak çalıştı. 1991-92 sezonunun başında, 1964 senesinden beri izleyenlere keyif veren, cumartesi akşamlarının değişilmezi, zamanının önemli futbolcularının sunduğu o enfes futbol programına katıldı. Cumartesi akşamları saat 22.30’da BBC’de başlayan, o gün oynanmış tüm maçları özet halinde izleyicilerine sunan programın en büyük özelliği ayrım gözetmeden tüm takımlara yer vermesiydi. (Geçmişte yine bu köşede yazmıştım o enfes futbol programını)

1995-96 sezonunun başıydı, Manchester United, üç önemli futbolcusu Paul Ince, Mark Hughes, ve Andrei Kanchelskis ile yollarını ayırmış, yerlerine genç takımdan yeni yetmeler Paul Scholes, David Beckham, Nicky Butt ve Gary Neville getirilmişti. Kırmızı Şeytanların şampiyonluk şansını soranlara, “You can’t win anything with kids!” (Çocuklarla bir şey kazanamazsınız!) cümlesiyle cevap vermişti bizim yorumcu. Ancak fena yanılmıştı, United o sezon hem Premier Lig hem kupa şampiyonluğuna uzandı. Verdiği cevaptan pişman olup olmadığını soranlara, futbolun güzelliğinin tahmin edilmesinin zorluğunda yattığını, ancak o cümle sayesinde daha çok tanındığını, sokakta yürürken kendisine “You can’t win anything with kids!” diyenleri anlatıyordu gülümseyerek…

2014 senesinde, 22 seneden sonra yeni sezonda BBC’nin “Match Of The Day “programında yer almayacağını açıklıyordu Alan Hansen, Liverpool’un efsane kaptanı. Şampiyonluk kupasını en son onunla 1990 senesinde kaldırmışlardı, Şimdilerde sevdalısı olduğu Liverpool onca seneden sonra gelen şampiyonluğu kutluyor, Kırmızılı takımın tarihindeki yeri unutulmasın…

Ziya Adnan

2 Ağustos 2020

Premier Lig seyir defteri: Düşenler, kalanlar, eskiyi özleyenler…

Uzaklardan…

2006 senesinin yazıydı…

Arsenal yeni mabedi Emirates’e taşınırken, kulübün yönetim kurulu başkanı Ivan Gazidis yeni statla birlikte gelirlerinin artacağını, takımın Avrupa’nın devleriyle yarışır konuma geleceğini, 60 bin kapasiteli mabedin güzel günleri getireceğini vurguluyordu. İşte o zamanlarda yıkıldı, takıma Eylül 1913’ten beri ev sahipliği yapmış, ayakta maç izlemenin mümkün olduğu zamanlarda kemik Arsenal taraftarlarının doldurduğu “North Bank” tribünüyle nam salmış Highbury. Sıcak bir temmuz günü Dennis Bergamp’in jübile maçıyla kapılarını açarken Emirates, eski stadın üzerine balyozlar iniyor, her balyoz biraz daha götürüyordu yaşanmışlıklardan. Yıkılmıştı o tarihi futbol mabedi ama Gazidis’in beklediği gibi gitmedi işler. Yeni stadın açılışından 10 sene sonra Wenger kötü gidişin yarattığı baskıya dayanamıyor, 20 senelik serüvenin sonunda takımdan ayrılıyordu. Ama gidişat değişmedi, ertesi sezonlarda takım Şampiyonlar Ligi’ne hasret kalırken Gazidis de görevi bırakmıştı. Üç sezonda iki hoca değiştirdi takım ama ne fayda! 2019-20 sezonunu 8. sırada bitirdiler, 1995’ten beri en kötü sezonları. Federasyon Kupasını kazanamadıkları takdirde gelecek sezon Avrupa Kupalarında yer alamayacaklar. Geçenlerde, ayaküstü sohbet ettiğim eski toprak futbol bilgesi, yeninin her zaman uğur getirmediğini, bazen eskiyi özlettiğini dile getiriyor ve devam ediyordu: “Batıl inançlarım olsaydı Highbury’nin laneti olarak yorumlardım yakın tarihi.”

Yeninin yaramadığı takımlardan biri de West Ham United, Doğu Londra’nın bordo mavisi. 1904-2016 arasında takıma ev sahipliği yapmıştı eski adıyla “Upton Park”, yeni futbol nesilleri onu “Boleyn Ground” olarak tanıdı. Hikâyesi ilginç: 1533–1536 arasında İngiltere Kraliçesi Anne Boleyn, stadın bulunduğu yerde yaşamış. Rivayete göre, kraliçenin hizmetçilerinden biri doğum esnasında ölmüş ama ruhu mekânı terk etmemiş. Hikâyeyi bilenler, konusu açıldığında stadın hayaletli olduğunu dile getirirdi yıkımından önce. Sonra o futbol kokan mabet de tarih oldu. 2016-17 sezonunun başından itibaren 99 seneliğine kiraladığı Olimpiyat Stadı’nda oynadı maçlarını West Ham ama yeni onlara da yaramadı. Hemen her sezon kümede kalma savaşındalar. Eskiyi bilenler yeni statla birlikte mahalle ruhunun kaybolduğunu, devasa bir akvaryumu andıran statta takım ile taraftar arasındaki o güçlü bağın kalmadığını dile getiriyor. Maç günleri şehrin o eski mahallesinden stada uzanan yoldaki yürüyüşü, sokağın iki tarafında yer alan pubları, mahalleye nicedir hayat vermiş dükkânları, bordo maviye süslenmiş sokakları, herkesin bir araya geldiği zamanları özlüyordu taraftar ama yıkılanı ve zamanı geri getirmek ne mümkün!

Ligin son maçında West Ham lige tutunma mücadelesi veren Aston Viila karşısında. Onların kaderi Watford’un Arsenal karşısında alacağı sonuca bağlı, iki takımın da galip gelmesi durumunda puanlar eşit olduğu için genel averaj devreye girecek, maç öncesinde Aston Villa’nın bir gol üstünlüğü bulunduğunu hatırlatalım. 4-1-4-1 dizilişindeki misafir takım maça daha iyi başlıyor ama 11. dakikada kaleci Reina ile karşı karşıya kaldığı pozisyonda net golü kaçıran ev sahibinin golcüsü Antonio oluyordu. O pozisyondan sonra baskıyı artırdı bordo mavililer, sağ kanatta Fredericks hücuma çıktığında etkili ortalarla rakip savunmayı zorluyordu. 35. dakikaya gelindiğinde Watford Arsenal deplasmanında farklı kaybediyordu, Villa rahatlamıştı. Devrenin bitimine yakın 10 numaraları Grealish müsait pozisyonda rakip kalede Fabianski’yi geçemiyor, devre golsüz kapanıyordu.

2. devreye Antonio’nun yerine Haller’i oyuna alarak başladı West Ham ama golü kaçıran Aston Villa’da McGinn’s olmuştu, yakın mesafeden çerçeveyi bulamadı 7 numara. 3. bölgeye kadar iyi pas yapan iki takımın da eksikliği etkili 9 numaraya sahip olmayışları. 65. dakikaya gelindiğine ev sahibinin rakip kaleyi bulan vuruşunun olmayışı eksikliğin göstergesi. Hücum gücünü artırma adına 67’de Fornals’ın yerine Lanzini sahada. Akabinde Haller müsait pozisyonda kaleyi bulamıyor, West Ham golden oluyordu. 81’de golü kaçıran Villa oldu ama üç dakika sonra Grealish ile öne geçtiler. Ama uzun sürmedi sevinçleri, 85’te oyuna sonradan giren Yarmolenko savunmaya çarpan vuruşuyla beraberliği sağlıyordu. Dört dakika uzatılan maçta başka gol olmayınca Premier Lig’e vade eden takım Watford oldu. Onları Cemal Süreyya’nın dizeleriyle uğurlayalım, dönsünler en kısa sürede bıraktıkları yere: “Zaman lazım sadece, unutacaksın! Nasıl unuttuysan çocukluğunu, kırılan oyuncaklarını, kırılan kalbini de öyle unutacaksın..

Tarihe karışmış statlar vesilesiyle kümede kalma mücadelesini anlattığımız yazıda Championship heyecanını da atlamayalım. Siz bu satırları okurken Brentford o eski futbol mabedinde, yakın tarihinin en büyük maçına çıkacak. Ödül, gelecek sezon Premier Lig’de elitler sofrası. Ligde oynadıkları son iki maçtan üç puan çıkarsalardı West Brom’un yerine onlar yükselmenin sevincini yaşayacaktı ama olmadı. Ölümcül bir virüsün gölgesinde boş tribünler önünde kümede kalma savaşındaki Barnsley’e üç puanı bıraktılar. 1904 senesinden beri takıma ev sahipliği yapan Griffin Park da o maçtan sonra tarihin sayfalarına gömülecek, tıpkı Upton Park gibi mahallenin anılarını da beraberinde götürerek. Ne diyelim, yeni mabetleri Batı Londra’nın o sevilesi takımına şans ve kısmet getirsin…

Ziya Adnan

28 Temmuz 2020

Yarına umut saklayanlar…

Uzaklardan…

“Yarın farklıdır bugünden, adı değişir hiç olmazsa, kara bir suyu, geçiyoruz şimdilerde, basarak yosunlu taşlara, sen bugünden yarına, birazcık umut sakla” der umudu anlatan dizelerinde Metin Altıok. Premier Lig’de ligin dibi cadı kazanı, bitime iki kala yarına umut saklayanları anlatalım bu yazıda…

Oynadığı göze hoş gelen futbola rağmen savunma zaaflarına yenik düştü Norwich City, ülke futbolunun sarı yeşil Kanaryaları. İlk kez 1971-72 sezonunda boy göstermişler ülke futbolunun en üst liginde, sonrasında gelen 23 sezonda üç kez düşüp ertesi sezon dönmüşler bıraktıkları yere. 1992-93 sezonunda kurulan Premier Lig’den beş kez düşmüşler. Haliyle The Times’da enfes futbol yazıları yazan Gregor Robertson, “Çok eski ve hakiki asansör” olarak tanımlıyor East Anglia bölgesinin 142 bin nüfuslu şehrinin takımını. Gelecek sezon asansörün çıkış düğmesine basmalarına kimse şaşırmasın, onların hikâyesi Zeki Demirkubuz’un o enfes filminin repliği gibi: “Yazıkmış, kılmış, tüymüş hepsi hesap edildi bunların ya, her şeye hazırım diyorum sana.” Velhasıl Norwich City taraftarıysan düşmenin elemi, çıkmanın hazzında geçen sezonlarda her şeye hazır olacaksın…

Norwich City’nin hemen üzerinde, 19. sırada Aston Villa, ülkenin en kalabalık ikinci şehri Birmingham’ın bordo mavisi. Tüm zamanların puan cetvelinde Manchester United’ın arkasından 7. sıradalar ama onların da kaderi benzer. 2018-19 sezonun sonunda Norwich City ile Premier Lig’e çıkmışlardı ama onlar da lige tutunma savaşında. Öne geçtikleri Everton deplasmanında oyuna sonradan giren Walcott’un 87’de gelen golüne mani olamayınca iki puanı bıraktılar. Kalan iki maçtan altı puan çıkarıp rakiplerinin puan kaybetmesini bekleyecekler. Ligdeki son maçları son haftalarda topladığı puanlarla küme düşmek potasından uzaklaşan West Ham ile deplasmanda. Bu sezon evinden ırak oynadığı 18 maçta sadece iki galibiyet çıkarabilmiş olan takımın işi zor. Üstelik düşmeleri durumunda kaptanları Jack Grealish’i de muhtemel kaptıracaklar transfer sezonunda, 24 yaşındaki 10 numara Ada futbolunun yükselen yıldızlarından…

Villa ile aynı puanda Bournemouth, başkent Londra’ya iki saat uzaklıkta, Dorset bölgesinin 184 bin nüfuslu şirin sahil kasabasının “Kirazları”. 2015-16 sezonunda, köklü tarihlerinde ilk kez Premier Lig’de yer almışlar, 2018-19 sezonunu 14. sırada bitirmişlerdi. 2012 senesinden beri takımın teknik direktörlüğünü yapan 1977 doğumlu Eddie Howe evlerinde farklı kaybettikleri Newcastle United maçından sonra, taraftarlarının tribünlerde olmayışının oyuncularını kötü etkilediğini, geçmiş sezonlarda evinde kral olan takımın bu sezon çok puan bıraktığını dile getiriyordu. Aralık ayından beri hiçbir maçta kalelerini gole kapatamadılar. Golcüleri Callum Wilson’un geçirdiği sakatlık sonrası eski formunu yakalayamaması düşüşteki etkenlerden…

West Ham’a gelince, büyük umutlara taşındığı yeni stadında aradığını bulamadı Doğu Londra’nın bordo mavisi. Hemen her sezon kümede kalma savaşındalar, her sezon sevdalıları için aynı çileli bekleyiş. Madem “Kader” filmiyle başladık, onunla bitirelim, West Ham sevdalarına gitsin o unutulmaz replik: “Herkesin inandığı bir şey vardır bu hayatta. Benimki de sensin.”

Ziya Adnan

21 Temmuz 2020

Championship Günlükleri | Sheffield Wednesday: Bekle dedi, gitti

Uzaklardan…

2000 senesinde Premier Lig’e veda etti Sheffield Wednesday; İngiltere’nin kuzeyinde Yorkshire bölgesinde kurulmuş, adını içinden geçen nehirden alan 564 bin nüfusa sahip tarihi şehrin takımı, nam-ı diğer Owls (Baykuşlar). Dünya futbolunun en eski kulüplerinden, 1820 senesinde “The Wednesday Cricket Club” olarak kurulmuşlar, maçlarını çarşamba günleri oynadıkları için kulübün adına kendilerince o “kutsal” günü de eklemişler. Şehrin diğer takımı elitlerin liginde rakiplerine kök söktürürken onlar eski günlerine dönmeyi bekleyenlerden. Premier Lig’in kurucu kulüplerinden ama sonrası düşüşe geçtikleri zamanlar. 2018-19 sezonunu ligde 12. sırada bitirdiler. Sıcak bir temmuz gününde Queens Park Rangers’a konuk oldukları maçtan önce 16. sıradalar. 21 kişilik kadronun değeri 22 milyon Sterlin. Rakip QPR’ı da unutmayalım, Türkçeye çevirisiyle “Kraliçe Parkının Bekçileri”, dönsünler artık özlendikleri yere…

Ölümcül bir virüsün gölgesinde hayatın durduğu, futbolun da yalnızlıktan nasibini aldığı zamanlarda Sheffield Wednesday, kendisi gibi eskiyi özleyen QPR karşısında. 3-5-2 dizilisinde başladıkları maçın ilk 15 dakikasında topa sadece yüzde 20 oranında sahip olmalarına rağmen 6. dakikada Dominic Iorfa’nın golüyle öne geçiyorlardı. Golü atan Iorfa, bizim topraklarda 1991-92 sezonunda Galatasaray’da forma giymiş Dominic Iorfa’nin oğlu. Baba oğul aynı adı taşıyorlar. Baba Iorfa’yı da yad edelim konusu açılmışken. Bizim bereketli topraklarda boy göstermiş nice nokta transferlerden(!) birisiydi Nijeryalı forvet. 1991-92 sezonunda Galatasaray’da sadece bir maçta forma giymiş, sonrasında 1984-2000 arasında 22 takımda top koşturmuş.

Galatasaray öncesinde forma giydiği Queens Park Rangers taraftarlarının geçmişte yaptığı ankette kulüp tarihinin en kötü topçuları arasında gösterilmiş. Bizim diyarlarda top koştururken, rüzgârın sert estiği bir maçta orta sahadan ceza alanına orta kesip, rüzgâr nedeniyle yavaşlayan topa yetişip kafa vurmuşluğu bile var golcünün. Kendi ortasına kafa vuran ilk futbolcu muhtemel! Golcü dedikse abartmamak gerek, onca takım ve onca senede ancak 30 golü var. Oğul Iorfa 1.93 boyunda, 25 yaşında. Babasının golcülüğünden esinlenmemiş olacak ki savunmada kalmayı tercih etmiş. 15 yaşında katıldığı Wolverhampton Wanderers’in akademisinde hünerlerini geliştirdikten sonra 2013-19 arasında ilk 11’de 84 maça çıkmış…

Maça dönersek, ununu elemiş eleğini asmış rakibi karşısında misafir takım dengeyi sağlıyor, 31. dakikada Windass’in savunmaya çarpan vurusuyla 2. gole yaklaşıyorlardı. Hak ettikleri 2. golü devrenin uzatma dakikalarında Windass’in kales çizgisindeki kafa vuruşuyla yakalıyorlar, devreyi önde kapatıyorlardı.

Sheffield Wednesday’e gelince, bir sezonun daha kapanmasına az kala Premier Lig’e dönmek için bekliyorlar ama görünüşe göre bekleyiş sürecek. Londra deplasmanından kaptıkları üç puanla 14. sıradalar. Onların hikâyesi baykuş mahzunluğu.

Madem şair ile başladık yazıya, yine onun dizeleriyle bitirelim, mavi beyazlı takıma gönül vermişlere gitsin: “Bekle dedi gitti, ben beklemedim, o da gelmedi, ölüm gibi bir şey oldu, ama kimse ölmedi…”

Ziya Adnan

18 Temmuz 2020