Siyah–Beyaz Zamanların Yıldızı: Lefter Küçükandonyadis…

Siyah–Beyaz Zamanların Yıldızı: Lefter Küçükandonyadis…

Uzaklardan…

“Ver Lefter’e yaz deftere!”

Ben Lefter’i hiç canlı gözle izlemedim…

1947–1951 seneleri arasında Fenerbahçe’de forma giymişti. İki sezon yurt dışında top koşturduktan sonra tekrar Fenerbahçe’ye dönmüş, 1964 senesine kadar takımda kalmıştı. Yazılanlara göre, Rum kökenli olduğu için çok zulüm görmüş ama hiç kopmamıştı bizim topraklardan. Benim, suya “bu” dediğim zamanlarda bırakmıştı futbolu. Ama kahramanımdan çok dinlemiştim onun futbol hikâyelerini. Tıpkı Ertan Adatepe’yi, Baba Hakkı’yı, Metin Oktay’ı, Zeynel Soyuer’i, Turgay Şeren’i, Metin Kurt’u, Fikri Elma’yı, İsfendiyar’ı dinlediğim gibi… Şimdi bu yazıyı okuyan çoklarının, “İsfendiyar da kim?” dediğini duyabiliyorum! Ve biliyorum, yeni futbol nesillerinin Ertan Adatepe adını duymamış olduklarını.

1923 doğumluydu kahramanım. Karanlık, soğuk, kasvetli bir Londra akşamında, sessiz sedasız aramızdan ayrıldığında, takvimler 7 Aralık 2005’’i gösteriyordu. Bana futbolu sevdiren adamdı: Elimden tutup ilk maçıma götüren, ilk futbol topumu, ilk sarı-lacivert (Ankara’nın sarı-laciverdi) formamı alan… O zamanın önemli futbolcularını, siyah-beyaz zamanların yıldızlarını ondan öğrenmiştim.

Ya yedi, ya sekiz yaşındaydım, kahramanımın sayesinde Metin Oktay’ı ilk kez izlediğimde. Daha stat yollarına düşerken fısıldamıştı kulağıma, “Bu maçta Metin Oktay’ı izleyeceksin!” diye. Minicik belleğime o cümle nasıl kazınmış olmalı ki, Ankara 19 Mayıs Stadı’nın tıka basa dolu tribünlerinde, maçı bırakıp sadece onu izlediğimi hatırlıyorum. Bir Hacettepe maçıydı sanırım, belki de PTT…

Zaten sonra bir kez daha izleme fırsatım olmadı Metin Oktay’ı. 1991 senesinin Eylül ayında, henüz 55 yaşında, elim bir araba kazası sonucu hayatını kaybettiğinde çok üzülmüştü babam. Onun kuşağının, siyah-beyaz zamanlarından eksilmişti bir futbol idolü daha. Ben ise “taçsız kral” olarak hatırladığım ve sadece bir kez izleme fırsatı bulduğum, ama büyüklerimden futbol hikâyelerini ve gollerini hayranlıkla dinlediğim bir futbol kahramanının ölümüne üzülmüştüm. İnsanın hiç tanımadığı, bir kez uzaklardan gördüğü birinin arkasından gözyaşı dökmesi ne garip!

Şimdi, bu vesileyle Lefter adına bir kaç satır yazarken, onu da yâd etmek istedim: Türk futbolunun “Taçsız Kral”ını…

Ölümünün 19. yılında, toprağı bol olsun.

***

Konusu açıldığında sorardım babama, yetişemediğim futbolcuları. Kendimi şanslı sayardım, Ertan Adatepe’nin müthiş gollerini izleme fırsatı bulduğum için. Ve Fevzi Zemzem’i, Fethi Heper’i, Zeynel Soyuer’i, Cemil Turan’ı… Daha sonraları, oynadığı tüm liglerde gol krallığı yaşamış Ali Osman Renklibay’ı…

Babamın anlattıklarından, Lefter’in onun gönlünde ayrı bir yeri olduğunu anlardım. “Futbolun Ordinaryüsü” derdi onun için. Fenerbahçeli olmamasına rağmen, onun oynadığı maçlarda futboldan keyif aldığını söylerdi babam. Bir seferinde, Fenerbahçelilerin o dönemlerde pek bilinen sloganını söylemişti, sevmiştim:

“Ver Lefter’e yaz deftere!”

Herhalde sadece bu slogan bile yeterdi onun futbolculuğunu anlatmaya…

Necdet abi anlatmıştı,  çocukken babasından belki on defa dinlediği hikayeyi. Lefter’in Yunanistan’da, Yunanistan kalecisini 20 metreden çektiği şutla topla beraber kaleye sokup karnını deştiğini ve helikopterle stattan kaçırıldığını ve tabii maçın da yarım kaldığını!

Hakkında daha nice ‘şehir efsaneleri’  vardı, inanmasak bile saygıyla dinlediğimiz…

***

Geçenlerde okudum gazetelerin birinde. Lefter Küçükandonyadis, tedavi gördüğü Atina’dan İstanbul’a getirilmişti. 22 Aralık 1925 doğumluydu. Babamdan iki yaş küçüktü. Siyah-beyaz zamanların, siyah-beyaz insanları… Herhalde babam da görseydi “Ordinaryüs”ün vatanına dönüşünü, sevinirdi.

Ah bir de “taçsız kral” ölmemiş olsaydı!

Günümüzün paraya pula, şana şöhrete bulanmış endüstriyel futbol batağında, bir sezonda yıldızlaşan, bir gecede gazetelerin spor sayfalarına adlarını büyük puntolarla yazdıran futbolculara çok kızardı babam.

“Ne çabuk da yıldız oldular, ne çabuk da havalandılar!” derdi.

“Siz hiç Lefter’i, Metin Oktay’ı, Ertan Adatepe’yi, Elma Fikri’yi izlemedeniz ki!” derdi.

Haklıydı. Ben Lefter’i hiç canlı gözle izlemedim. “Elma Fikri” gol kralı olduğunda henüz bir yaşındaydım…

***

Sonra zamanla birer birer doldu boş çerçeveler. Siyah-beyaz zamanların, siyah-beyaz insanları, geride onlara dair nesillerden nesillere anlatılan güzel futbol hikâyeleri bırakıp gittiler. Şimdinin futbol çocukları, takımlarında forma giyen Quaresma, Guti, Simao, Almeida adları ile heyecanlanırken, ülkemizin haritadaki yerini bilmeyenleri havaalanlarında meşalelerle karşılarken, takımla özleşmiş futbolcuların zamanları çok eskilerde kaldı. Artık hiçbir takımın Lefter’i, Metin Oktay’ı, Baba Hakkı’sı, Ertan Adatepe’si yok. Bir zamanlar babalar çocuklarının adını Can koyarlardı, Can Bartu’ya ithafen. Artık hiçbir takımın gelecek nesillere bırakacağı Can’ları, Lefter’leri, Metin’leri yok. Şimdi, günümüzün tüketim toplumunda gel geç yıldızların bir akşamda parlayıp, bir sabahta unutulup gittiği, herşey gibi futbola dair sevdaların da çarçabuk tüketildiği öylesine zamanlar.

O yüzden çok sevindim ülkene dönüşüne Lefter Küçükandonyadis. Fenerbahçeli olmadığım halde, seni hiç canlı gözle izlemediğim halde, senin o güzel gollerini alkışlayamadığım halde çok sevindim.

Çünkü ben futbolu, içinde sizlerin adlarının geçtiği o eski futbol hikâyelerinde sevdim.

Çünkü ben futbolu sizinle sevdim…

Ziya Adnan

9 Ocak 2011

LefterSiyahBeyaz