Batsın böyle ‘Süper Lig’!

Batsın böyle ‘Süper Lig’!

Uzaklardan…

Avrupa futbolunu, bilhassa Ada takımlarını yakından takip eden orta yaşın üzerindeki futbolseverler hatırlayacaktır…

Günümüzde Premier Lig tarihinde şampiyonluğu bulunmayan Liverpool, 70’li ve 80’li senelerde Avrupa futbol sahalarının en korkulan takımlarının başında gelirdi. 2004-2005 sezonunun sonunda oynanan o inanılmaz Şampiyonlar Ligi finali öncesinde futbolun en elit kupasını dört kez kaldırmış, 70’li ve 80’li yıllarda Avrupa sahalarında esip kükremişti. O yılları hatırlatan üç Şampiyon Kulüpler Kupası, üç Süper Kupa kulübün müzesini süslerken, o unutulmaz İstanbul akşamında 3-0 geriye düştüğü maçta imkânsızı başararak o kupayı bir kez daha kaldırdı ve futbolun en önemli kupasını en fazla kaldıran İngiliz takımı (1977, 1978, 1981, 1984, 2005) olarak tarihe geçti.

Ancak o yıllarda sadece Liverpool değildi İngiliz takımlarının namını dünyaya yayan. Şimdilerde Premier Lig’in bir altı Championship’de eski günlerini arayan Nottingham Forest FC, 1978-79 sezonunun sonunda Münih’te oynanan Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde, Malmo’yü 1-0 yenerek kupayı kaldırmış; bir sezon sonra bu kez Hamburg takımını, Madrid’in Santiago Bernabéu Stadı’nda yine aynı skorla geçerek kupayı ikinci kez kazanamıştı. 1979 senesinde UEFA Süper Kupası’nı da kazanan takım, 1980 senesinde Süper Kupa finalinde sahadan yenik ayrıldı.

Ve Manchester United… Premier Lig’de 12 şampiyonluğu bulunan Kırmızı Şeytanlar, 1968 senesinde Şampiyon Kulüpler Kupası’nı kazanan ilk İngiliz takımı olma başarısını gösterirken, 1999 ve 2008 senelerinde o kupayı iki kez daha müzesine götürdü. 1990-91 sezonunda UEFA Kupası’nı da kazanırken, o sezon oynanan Süper Kupa finalini de kazanarak tarihe geçti.

Sadece onlarla kalmadı İngiliz takımlarının Avrupa sahalarındaki başarıları. 1982 senesinde Şampiyon Kulüpler Kupası’nı kazanan Aston Villa, 1975 senesinde final oynayan Leeds United, 2006 senesinde finalde Barcelona’ya yenilen Arsenal ve 2008 finalini kaybeden Chelsea, Ada futbolunu Avrupa arenalarında başarıyla temsil etti. 1971-72 sezonunda UEFA Kupası’nı kazanan kuzey Londra takımı Tottenham Hotspurs, aynı kupayı 1983-84 sezonunda bir kez daha kaldırırken, şimdilerde Championship’te mücadele veren Ipswich Town 1980–81 sezonunda UEFA Kupası’nı kazanmıştı. Elbette o kupayı iki kez şehrine götüren Leeds United’ı da (1967-68, 1970-71) unutmamak gerek…

***

Ancak onca başarıya rağmen, madalyonun diğer yüzünde ülke futbolunu sürekli sıkıntıya sokan holiganizm illeti de giderek tırmanmaya devam ediyordu. 1985 senesinin Mayıs ayı ise Ada futbolunda kara bir dönemin başlangıcı oldu. 29 Mayıs 1985 tarihinde, Brüksel’in Heysel stadında, Liverpool ve Juventus takımları arasında oynanan Şampiyon Kulüpler Kupası finalinin öncesinde çıkan olaylarda 39 Juventus taraftarı hayatını kaybetmiş; akabinde tüm İngiliz takımları, Avrupa kupalarından 5 sene men cezası almıştı. O dönem Başbakanlık yapan “Demir Lady’” Margaret Thatcher’in, “Önce holiganizmi kendi içimizden temizlememiz gerekiyor. Eğer bunda başarılı olursak gelecekte bir gün belki yeniden yurtdışına gidebiliriz…” cümlesi Ada futbolunda gerçekleşen temizlik operasyonunun başlangıcı olarak kabul edilir. Neticede İngiliz kulüpleri Avrupa Kupalarından 5 sene men cezası alırken, Liverpool takımına ayrıca verilen üç sene ceza bir seneye indirildi ve o efsane takım tam altı sezon Avrupa Kupalarına katılamadı.

***

Sonrasında uzun bir süre suskunluk dönemi yaşayan Ada futbolu, 1992–93 sezonunda Premier Lig’in kurulmasıyla akıl almaz bir değişime uğradı. Önce ülkenin tüm profesyonel statları koltuklu hale getirilirken, holiganizm illeti temizlenmiş; futbol terörü yüzünden bir zamanlar boşalma noktasına gelen tribünler hemen her maçta dolmaya başlamıştı. Zamanla Avrupa’nın futbol yıldızları birer ikişer boy göstermeye başladı Premier Lig takımlarında. Yeniden yükselişe geçti Ada futbolu…

İlerleyen zamanlarda izlemekten keyif aldığımız futbol şölenlerinde kimi zaman kadınların ve çocukların neşeli görüntüleri düştü ekranlara. Kimi zaman şampiyonluğu kaybeden takım kazanana selam dururken, kimi zaman küme düşen takımın taraftarlarını yürekten alkışladı tribünler. Belki zaman aldı ama temelini Thatcher’ın attığı futbol şiddetine karşı açılan savaşı, uyguladıkları katı cezalarla, geleceğe yaptıkları yatırımlarla kazandı İngilizler. Avrupa Kupalarından men edildikleri dönemde bile “Hakkımız yeniyor!” şikâyetinde bulunmadan, olup biteni hasıraltı etmeden, büyük küçük ayrımı gözetmeden, UEFA’ya savaş açmadan, CAS’a başvurmadan…

Yenseler de yenilseler de kazanan hep futbol oldu…

***

Neden mi bir kez daha hatırlattım Ada futbolunun mazisini?

Ülke futbolunda patlayan şike depreminden sonra sıklıkla duyduğumuz, “Küme düşme olursa Türk futbolu batar!” cümlesinin geçersizliğini anlatmak için… Hele de bu cümle geçmişte amatör kümeye düşmenin eşiğine gelmiş bir kulübün başkanının dudaklarından dökülünce…

Ekonominin bilinen kuralıdır: “İyi para kötü parayı er veya geç kovar.” Belki zaman alır ama mutlaka kovar. O yüzden gelecekte bir gün ülke futbolunun yeniden yükselişe geçtiğini görmek istiyorsak, gelecekte bir gün ülke takımları Avrupa kupalarında söz sahibi olacaksa, yeni bir yapılanmaya gidilmeli mutlaka. Bugüne kadar yaşadığımız tüm teraneyi, tüm pespayeliği, tüm koruma kollamayı, tüm adaletsizliği bir kenara bırakıp, geçerliliği sadece Edirne’den Van’a işleyen “Türk’ün Türk’e Masalı”nı unutup yepyeni bir sayfa açmalı. Futbolun beşiğini örnek almalı…

Zira Fenerbahçe’nin düşürülmesinin ülke futbolunun sonu olacağına inanıyorsanız Galatasaray başkan yardımcısı Adnan Öztürk’ün geçtiğimiz günlerde sarfettiği şu sözlere kulak vermenizi öneririm: “Galatasaray’ın borcu 350 milyon dolar civarında… Üç İstanbul takımının borcu ise 1 milyar dolara yaklaşıyor. Bu borcun içine Anadolu takımlarını da katarsanız rakam 1,5 milyar doları bulur ki, bu Türk futbolunun ekonomik anlamda iflası anlamına gelir.”

Velhasıl adı şikeye karışmış takımların küme düşürülmesi değil, nicedir sürüp giden yitik düzenin devam etmesi ülke futbolunun laneti olacaktır. Ülke futbolunun acilen yeni düzene ihtiyacı vardır ve geçmişten ders çıkarmak gerekir…

Duayen başkan olarak bilinenlerin bir türlü anlamadığı, kimbilir belki anlamak istemediği gerçek şudur: Maç günleri statları dolmayan bir ülkenin futbolu asla ileriye gidemez! Bu, tecrübeyle sabittir…

Ziya Adnan
12 Şubat 2012

BosTribunler